TEMEL FIKRALARI

23 07 2007

TEMEL FIKRALARI

TEMEL VE MAYMUN

Nasa uzay üssünde yeni bir deneme yapılıyormuş. Gönüllü başvuranlar arasından Temel, astronot adayı olarak seçilmiş. Ön elemede oldukça sıkı testleri geçen Temel; 3 aylik ikinci bir eğitim ile iyi bir astronot olabilmiş. Beklenen an gelmiş ve Temel bir maymunla birlikte uzay mekiğine binerek havalanmış. Atmosfer aşıldıktan sonra Temel’in ilk işi; kendisine sıkı sıkıya söylenildiği gibi zarfları açıp maymunun ve kendisinin görev kartlarını okumak olmuş. Maymunun görevleri: “Yerküre ile bağlantıyı sürekli kontrol altında tutmak; her 2 saatte bir yörüngedeki sapmaları ayarlamak; füze içindeki hava basıncı, ısı, iletkenlik değerlerini aşağıya bildirmek; yakıt harcamasını ve motorların sırasını belirlemek…” diye devam ederken; okumaktan sıkılan Temel, kendi görev kartını açmış : “Maymunu iyi besle!”

SİNYAL

Temel arabası ile Taksim Meydanında dönüp duruyordu. Aynı trafikçinin önünden beşinci defa geçerken, polis de merak etti ve Temel’i durdurup sordu: – Bir yeri mi arıyorsunuz? Niye meydanın etrafında dönüp duruyorsunuz? Temel: – Sol sinyal takıldı da..

YAVAŞLA

Temel otobanda köklemiş gazı, gidiyor… Bakmış bir tabela: “YAVAŞLA 80 km.” Hızını o an 80′e indirmiş Temel. Az sonra bir tabela daha: “YAVAŞLA 60 km.” Temel 60′a inmiş. Merakla giderken yeniden bir tabela: “YAVAŞLA 40.” – “Yolda çalışma var galiba!” deyip 40′a düşürmüş hızını. Epeyce sonra yine bir tabela: “YAVAŞLA 15 km.” Talimata uyarak 15 km.’ye düşmüş Temel. Yolun en sağından tıngır mıngır gidiyor. Ama meraktan da çatlayacak. Uflaya puflaya bir saat daha gittikten sonra yeni bir tabela görmüş: “YAVAŞLA’YA HOŞ GELDİNİZ, NÜFUS: 2500″

TEKRAR DENEYİN

Temel ile Dursun promosyonlu meşrubat alırlar. Meşrubatı açan Temel hemen kapağa bakar: – “Tekrar deneyin.” Kapağı kapatıp yeniden açar ve okur: – “Tekrar deneyin.” … … … En sonunda sinirlenen Temel: – “Ula Tursun. Ha punlar pizi kandıriy! İki saattir deneyrum hala pi şey çıkmadi.”

BAŞKA ASKER YOKMU

Yeni asker olan Temel’e komutanı sormuş: – “Savaşta siperdesin, sağ taraftan düşman askeri geldiğini gördün. Peki ne yaparsın?” Temel heyecanla cevap verir: – “Hemen çevirir silahımı üzerlerine ateş açarım komutanım.” Komutan tekrar sormuş. – “Peki, karşıdan geliyorsa?” – “Karşıya ateş açarım, komutanım.” – “Arkadan geliyorsa?” deyince komutan, Temel dayanamamış: – “Komutanım, bu ordunun benden başka askeri yok mu?”

TEMEL KARAYOLLARI’NDA

Temel Karayolları Müdürlüğünde işe alınmıştır; görevi ise yollardaki çizgileri çekmektir. Temel’e bir kutu boya ve fırça verilir. Temel çizgileri çekmeye başlar. Bir gün amiri gelir ve çizelgeye bakar; “1. gün 500 metre, 2. gün 300 metre, 3. gün 150 metre, 4. Gün 100 metre..” “Temel”, der “her gün gittikçe tembelleşiyorsun galiba?” Temel cevap verir: “Aksine amirum daha çok çalışayrum lakin gün geçtikçe boya kutusundan daha fazla uzaklaşayrum.”

VERDİNİZ Mİ?

Temel araba sürerken kırmızı ışıkta geçmiş.Tabii bunu gören polis temeli durdurmuş. Polis: – “Ehliyet ve ruhsat beyfendi!” Temel: – “Verdunuzda mi isteysunuz..”

GOLF

İngiliz, Fransız ve Laz gene beraberler.. İngiliz – Golf için bir sopa, bir top ve bir delik gerekir, bende bir sopa var. Fransız: – Bende de bir top var. Temel: – Ben oynamıyorum.

İDRAR TAHLİLİ

Temel hastaneye gitmektedir. Girişte birinin ağladığını görür. Yaklaşır ve sorar: – “Hayrola hemşerim! Neden ağlıyorsun?” Adam: – “Kan tahlili yaptırmaya geldim. Parmağımı kestiler!” der. Temel daha şiddetli bir şekilde ağlamaya başlar. Bu sefer susan adam, Temel’e sorar: – “Hemşerim, sen niye ağlamaya başladın?” Temel: – “Ben” der, “idrar tahlili yaptırmaya geldim.”

SIKINTI

Temel İngiltere’ye gitmişti. Arkadaşları Temel’e: – “İngilizce bilmezdin İngiltere’de çok sıkıntı çektin mi?” demişler. Temel: – “Hayır, sıkıntıyı asıl İnciluzlar çekti…”

2 KERE 2

İlkokulda öğretmen Temel’e sormuş. “İki kere iki”.. Temel düşünmüş ve cevap vermiş: “10!” Öğretmen kızmış: – “Oğlum iki kere iki dört, bilemedin beş eder; nerden on edecek!”

UZAKLAŞTIK

Temel ile Dursun bir gün ava gitmişler. İri bir geyik avlayıp geri dönerlerken çok ağır olan geyiği birer boynuzundan beraberce tutarak köylerine doğru yola koyulmuşlar. Köye beşyüz metre kala köyün yaşlılarından biri ile karşılaşmışlar. Adam geyiği görüp Temel ile Dursun’u tebrik ettikten sonra geyiği böyle taşımaları halinde etinin sertleşeceğini söyleyerek kuyruğundan çekerek taşımalarını önermiş. Temel ile Dursun da kuyruğundan çekerek taşımaya başlamışlar. Bir süre sonra çok yorulmuşlar ve Dursun Temel’e dönüp : – “Ula Temel biz yine eskisi gibi taşısak iyi olur. Baksana köyden epeyce uzaklaştık…”

ÖKSÜRÜYORUM

Temel dahiliyeciye gitmiş. Doktor ona neyinin olduğunu sormuş. – “Öksurayrum”, demiş Temel. – “Ne zamanlar öksürüyorsun?” – “Tuvalette oturuyurken kapiyu tiklattiklari zaman”, demiş Temel…

OLURSA OLSUN

Temel ile Dursun ilk defa İstanbul’a gelmişler.. Bir sokaktan geçerken kadının biri onlara “araba mı park eder misiniz?” diye sormuş. Onlar da “bizimle birer kere birlikte olursan ederiz”, demişler. Kadın “tamam” demiş, kadının evine gitmişler. Kadın cebinden iki prezervatif çıkararak “biz bunları çocuğumuz olmasın diye takıyoruz, alın siz de takın” demiş. Temel’le Dursun “tamam” demişler. Aradan aylar geçtikten sonra Temel ile Dursun tarlada çalışırken, Dursun Temel’e: – “ula ben bu şeyden sıkıldım, o kadının da çocuğu olursa olsun; artık bunu çıkarıyorum ben”, demiş.

İÇKİ İSTEYEN LAZ

Temel otelin birinin odasında kara kara düşünüyor.. ‘Ulan’ diyor, “Ben aşağıdan içki isterken laz olduğum anlaşılır mı acaba?” Geçiyor aynanın karşısına ve prova yapıyor. “Bana bir fvisku.. yok böyle anlarlar”.. “Bana bir rakı, yok” diyor “böyle de anlarlar”. “Bana bir bira.. tamam” diyor “böyle iyi.. anlamazlar”. Ve aşağıya iniyor. Masaya dirseklerini dayıyor ve sesleniyor: – “Barmen bana bir bira”. Barmen Temel’i biraz süzdükten sonra soruyor: – “Birader sen laz mısın?” Temel: “uuuy nasil anladın” diyor: – “Burası resepsiyon bar karşıda..”

ŞOFÖRSÜZ GİDİYOR

Temel ile Dursun iki katlı otobüsle seyahat ediyordu. Üst kattaki Temel bir ara cep telefonunu çıkardı ve alt kattaki Dursun’u aradı: – “Tursun, orada durum nasıl?” – “Hüç… Bizim şoför uyumuş, otobüs öylece gidiyor.” Temel: – “O da bir şey mi? Bizim katta hiç şoför yok. Otobüs şoförsüz gidiyor.”

3 KİŞİ

Temel Amerika’da trafik polisidir. Bisikletle yol trafiğini ihlal eden bir papazı durdurur: – “Dur, ceza yazacağım.” – “Ceza mı? Yazamazsın.” – “Haçan nedenmiş o?” Papaz gülerek cevap vermiş: – “Benim sağ kolumda İsa, sol kolumda Meryem var.” Temel hemen atılarak: – “Uy da, yazacuğum. Bisiklete üç kişi bineysun!..”

TRABZON’A GİDER

Temel uçakla Trabzon’a gidecekmiş. Oturmuş bir yere rastgele. Asıl yer sahibi gelmiş: – “Beyfendi burası benim yerim kalkar mısınız?” – “Hayır.” – “Beyfendi burası benim yerim kalkın.” – “Hayır.” Yer sahibi gider hostese başvurur. – “Beyfendi burası sizin yeriniz değil, kalkar mısınız lütfen?” – “Kalkmam.” Hostes çare bulamayınca kaptana başvurur. Kaptan, Temel’in kulağına bir şey fısıldar ve Temel kalkar, arka tarafa oturur. Herkes hayret etmiş durumdadır, “biz bu kadar uğraştık kalkmadı acaba kaptan nasıl kaldırdı bunu” diye. Dayanamıyorlar, Kaptan’a soruyorlar: – “Dedim ki burası Trabzon’a gitmez..”

2 TÜP GEÇİT

İstanbul’a tüp geçit yapılması için ihale açılmış.. Amerika, Japonya vs. hepsi teklif vermiş, 10 milyar, 20 milyar dolarlar… Bizim Temel’le Dursun ise 10 bin dolarlık bir teklif getirmişler.. Komisyon gitmiş Trabzon’a; Temel’le Dursun’u görmeye.. Demişler ki, “ihaleyi size vereceğiz, anlatın bakalım projenizi?” Temel başlamış anlatmaya… – “Ben gidicem Anadolu yakasına başlıycam denizin altından kazmaya, İdris de gidecek Avrupa yakasından kazacak. Denizin altında ortada buluşucaz.” Yetkililer sormuş: – “Peki ya hiç buluşamazsanız ne olcak?” İdris de bu sefer atılmış: – “O zaman bir tüp geçit fiyatına iki tüp geçit yaptırmış olacaksınız…”

GECEYİ BURADA GEÇİRECEĞİZ

İki Karadenizli uçağa binmiş. Uçak havalandıktan sonra uçağın motorlarından biri bozulmuş. Pilot anons etmiş: – “Uçağımızın bir motoru bozulmuştur. Telaşa gerek yoktur”. Aradan çok geçmeden ikinci motor da bozulmuş. Pilot anons etmiş: – “Uçağın ikinci motoru da bozuldu….”. Temel Dursun’a dönmüş: – “Tursun desene geceyi burda geçireceğiz.”

YUNUS BALIĞI

Temel ölmüş. Öteki dünyada görevliler listeye bakmış ve Temel’e: – “Ya, senin adın listede yok sen bugün ölmeyecektin yanlışlıkla ölmüşsün. Seni tekrar dünyaya göndereceğiz. Ama kurallara gore insan olarak gönderilemezsin. Ancak istediğin bir hayvan olarak dünyaya gönderileceksin. Ne olmak istersin?” Temel biraz düşündükten sonra: – “Yunus balığı olayım”, demiş. Ve anında yunus balığı olarak dünyaya ışınlanmış. Aradan 3 dakika geçmeden Temel tekrar öteki dünyaya dönmüş. Görevli sormuş: – “Ne oldu ya? Biz seni şimdi gönderdik niye geldin?” Temel masum bir şekilde cevaplamış: – “Yüzme bilmiyordum, boğuldum!”

O AFRİKA’DA BEN BURADAYIM

Temel bir gün dertli dertli içiyormuş meyhanede. – “Ne bu hal”, demiş Dursun. – “Boşver” demiş Temel de. Dursun ısrar etmiş “biz arkadaş değil miyiz?” diyerek. Temel dayanamamış: – “Ama kimseye anlatma.. Hani ben bir zaman Afrika’ya gitmiştim ayı avlamaya?” – “Hatırladım bayağı da dönmemiştin” demiş Dursun… – “Günler sonra buldum en sonunda avlayacak bir ayı ama tam ateş edecekken tüfek bozuldu. Ben de kaçarken uçurumdan aşağı düştüm.” – “Eeeee” demiş Dursun “Sonra…” – “Her tarafım kan revan içinde, komaya girmişim. Sonra ayı beni yuvasına götürdü. Yaralarımı yaladı, balla, sütle besledi beni, iyileştikten sonra da bana tecavüz etti aylarca” demiş. – “Buna mı üzülüyorsun, takma kafanı yaa bak bu kadar zaman geçti. Çoluk çocuğa karıştın, mutlu bir hayatın var” demiş Durmuş. Temel: – “Bu da hayat mı be birader… O Afrika’da ben burda..”

İLK TECRÜBE

Temel ilk cinsel tecrübesini 50 yaşında yaşamış. Tabii heyecana dayanamayıp Hakkın rahmetine kavuşmuş. Yüzündeki gülümseme 3 günde geçebilmiş. Tabutu kapatmaları da 3 hafta sürmüş.

DOKTOR’A VERİYOR

Temel’in karısı Fadime köydeki doktor ile işi pişirmişler. Bu durum köydeki herkesin dilinde, yalnız Temel bilmiyor. Kimse de korkudan Temel’e durumu açıklayamıyor. Köylü durumu Temel’e nasıl anlatırız diye kara kara düşünürken Tursun “merak etmeyun uşaklar ben Temel’e söylerum” demiş… Akşam kahveye gitmiş. Temel bir köşede çayını içiyor… Tursun Temel’i görünce yüksek sesle sormuş: – “Ha Temel uşağum, senin Fadime ne zaman profesör oluyor?” Temel: – “Tursun benim karı okumayı yazmayı zor söker. Profesör olmak kim o kim?” – “Ne bileyim” der Tursun; “Köyde herkes Fadime doktora veriyor diyor da…”

O BENİMKİDİR

Temel ve dedesi otele gitmişler. Otelde tek bir yatak boşmuş, dede torun birlikte yatmışlar. Gece yarısı dede Temel’i dürtmüş: – “Temel bana karı bul!” – “Dede sakin ol yat.” Biraz sonra dede ikinci defa: – “Temel bana karı bul!” – “Dede sakin ol yat”. Dede biraz sonra üçüncü defa: – “Temel bana kar bul!” deyince en sonunda Temel isyan etmiş: – “Dede tuttuğuna güveniyorsan o benimkidir.”

CONİ

Temel bir kurt köpeği almış ve mükemmel eğitmiş. Adı Coni’ymiş. Coni, Temel’in her söylediğini anlayabiliyormuş. Hatta telefona bile bakabiliyormuş. Temel bir gün evi aramış. Coni açmış telefonu… – “Ula Coni sen musun?” – “HAV” – “Fadime evde mu?” – “HAV” – “Başka kimse var midur?” – “HAV” – “Ula kaç kişi vardur?” – “HAV HAV” – “Ne yapiyiler” – “EHE EHE EHE” – “Ula ne zamandan beri yapiyiler” – “AUUUUUUUUUUUUUU”





SARIŞIN FIKRALARI

23 07 2007

SARIŞIN FIKRALARI

UCUZ VE TATLI

Müller akşama doğru Hamburg’da bir otele yerleştikten sonra, sokağa çıktı. Geceyi eğlenerek geçirmek istiyordu. Bir taksiye bindi, şofor sarışın ve güzel bir kızdı. Ona: – “Beni bu gece en ucuz ve en tatlı eğleneceğim bir yere götürün,” dedi. Şoför kız: – “En ucuz ve en tatlı…”, dedi ve hareket etti.

GENE Mİ ALKOL MUAYNESİ?

Sarışın yıldız adayı, üstü açık kırmızı arabasını gecenin bir vakti iyice tenhalaşmış ve loşlaşmış Hollywood Bulvarı’nda hızla sürerken trafik polisi çevirdi.. – “Hanımefendi, ehliyetiniz lütfen..” – “Ehliyet nedir, afedersiniz?.” – “Kredi kartı büyüklüğünde bir karttır, hanımefendi. Üzerinde resminiz vardır.” Sarışın yıldız adayı cüzdanını çıkardı, içinden bir yığın kart döküldü. Üzerinde resmi olanı buldu, uzattı. Polis “Teşekkür ederim” dedi, “Şimdi de ruhsatınız lütfen..” Sarışın mahçup mahçup sordu gene.. “Ruhsat nedir?..” “O da deyim yerinde ise arabanızın kimlik kartıdır. Genelde torpido gözünde durur” diye sabırla yanıtladı polis.. Sarışın torpido gözüne uzandı. Orada gerçekten öyle bir kart vardı. Onu da polise uzattı. Polis ehliyet ve ruhsatı inceledi. İkisi de mükemmeldi. Görünürde her şey normaldi ama ortada da bir gariplik vardı. “Bir dakika lütfen” dedi sarışına ve motosikletinin yanına gitti, telsizle merkezdeki nöbetçi arkadaşını aradı. Olanlari anlattı. Merkezdeki sordu: “Kadin sarışın mı?..” “Evet!..” “Mavi gözlü mü?..” “Evet!..” “Süper mini mi giyiyor?..” “Evet..” “Göğüsleri kazağından fırlıyor mu?.” “Evet..” “O zaman hemen arabanın yanına git ve fermuarını indir.” “Ne çıldırdın mı sen?.. Ben bunu nasıl yaparım!” diye bağırdı trafik polisi. “Sen git dediğimi yap” dedi, merkezdeki.. Trafik polisi sarışının yanına geldi, fermuarını indirdi.. “Neee” diye bağırdı, sarışın.. “Gene mi alkol muayenesi..”

USTA DİŞÇİ

Orta yaşlı yakışıklı, barda yalnız başına oturan fevkalade seksi sarışının yanına oturmuş. Laf lafı, laf kapıyı açmış tahmin edersiniz. Hangi kapıyı… Yatak odasının kapısını tabii. Soyunmuşlar.. Bembeyaz çarşafların üzerine uzanırlarken seksi sarışın sormuş: “Siz dişçisiniz galiba..” “Evet” demiş adam, biraz şaşkın.. “Nerden anladınız?..” “Yatağa girmeden önce ellerinizi ne kadar dikkatle, ne kadar titiz sabunladınız, ona dikkat ettim de..” Yarım saat sonra, seksi sarışın bir daha mırıldanmış: “Siz sadece dişçi değil, çok büyük, çok usta bir dişçi olmalısınız!..” Adam hafiften kasılmış. Yatağın başucundaki sigara paketine uzanırken mağrur mağrur sormuş: “Peki bunu nerden anladınız?..” “Hiçbir şey hissetmedim de..”

HALA ZONKLUYOR

Bir cumartesi sabahı.. İki genç kadın golf oynuyorlar. Sarışın olanı topu dikmiş.. Sopayı öyle bir savurmuş ki.. Top havada kurşun gibi uçmus, öbür delikte golf oynayan bir erkeğe o hızla çarpmış.. Kadınlar dehşet içinde, erkeğin iki elini bacaklarının arasında kelepçeleyip iki büklüm kaldığını görmüşler. Sarışın hızla oraya koşmuş ve özr dilemeye başlamış.. “Lütfen izin verin size yardim edeyim.. Ben bir fizik tedavi uzmanıyım ve eğer izin verirseniz çektiğiniz acıyı azaltabileceğimi biliyorum.” “Yooo.. Yooo.. Gerek yok” diye inler gibi konuşmuş adam, elleri hala bacaklarının arasında kelepçeli.. “Önemli değil.. Birkaç dakika içinde düzelirim merak etmeyin..” Sarışın ısrar etmiş.. Öyle ısrar etmiş ki adam “Peki” demiş sonunda.. Kadın çok yumuşak hareketlerle adamın ellerini birbirinden ayırıp iki yana sarkıtmış önce. Sonra adami çimlere uzatmış. Pantolonun kemerini gevşetmiş.. Elini içeri sokmuş ve masaj yapmaya başlamış.. Biraz sonra sormuş.. “Şimdi nasıl hissediyorsunuz kendinizi..” “Harika” demiş adam.. “Harika hissediyorum.. Ama baş parmağım hala fena halde zonkluyor!..”

AIDS’Lİ MİSİN?

Sarışının birisi erkek arkadaşıyla seks yaparken sorar: – “Sende AIDS yok değil mi?” Adam “hayır” der ve devam ederler. Biraz sonra tekrar sorar: – “Gerçekten sende AIDS yoktu değil mi?” – “Hayır dedim ya. Hem niçin durmadan soruyorsun?” Sarışın cevaplar: – “İkinci kez yakalanmak istemiyorum da…”





POLİTİK FIKRALAR

23 07 2007

POLİTİK FIKRALAR

BUSH`UN PULU

Başkan Bush’un yeni talimatı: – Üzerinde resmim olan pul bastırdım, bundan böyle başkanlığın bütün mektuplarında bu pullar kullanılacak. Bir süre sonra görülmüş ki pullar zarfa bir türlü yapışmıyor. Başkan Bush küplere binmiş ve yetkilileri çağırıp sormuş; – Üstünde resmim olan pullar yapışmıyor, arkalarına zamk sürmediniz mi? – Sürdük efendim, demiş yetkili ve eklemiş; – Yapışmamasının nedeni, herkesin pulun arka yüzüne değil de ön yüzüne tükürmesi efendim…”

BOB NEREDE

George Bush bir ilkokulu ziyaret eder. Çocuklara: – Sorusu olan var mı? der. Ve kücük Bob sözü alir. – Benim üç sorum olacak: 1- Seçimlerde daha az oy almanıza ragmen nasıl oldu da Başkan oldunuz? 2- Hiroshima’ya atılan atom bombasi sizce dünyanin en büyük terör faaliyeti değil midir? 3- Hiçbir neden yokken neden Irak’a saldırmak istiyorsunuz? Aniden zil çalar ve çocuklar tenefüsse çıkarlar. Çocuklar geri döndügünde bu sefer sözü küçük Tom alır. Benim beş sorum olacak: 1- Seçimlerde daha az oy almanıza rağmen nasıl oldu da Başkan oldunuz? 2- Hiroshima’ya atılan atom bombası sizce dünyanın en büyük terör faaliyeti değil midir? 3- Hiçbir neden yokken neden Irak’a saldırmak istiyorsunuz? 4- Bugün neden zil 30 dakika erken çaldı? 5- Bob nerede?

YALAN

Bir otobus dolusu politikacı seçim kampanyası için Teksas’ta dolaşıyorlardı. Otobus buyuk bir çiftliğin yanından geçerken, otobus şöförunun dalgınlığı yüzünden derin bir şarampole uçtu. Çiftci kosarak geldi. Gece kurda kuşa yem olmasınlar diye cesetleri gommeye başladı. Ertesi sabah, şerif soruşturma için çiftliğe geldi. Ciftciye Sordu: -”Otobusdeki bütün polikitacıları gömdün demek… Hepside ölüydü, eminsin değil mi?” Çiftci cevap verdi: -”Bazıları yaşadıklarını iddia ettiler ama politikacıları bilirsiniz.. Nasıl yalan soylerler.”

İHBAR SIRASI

Sovyetler Birliği’nin ayakta olduğu dönemler. KGB’ye ihbar geliyor: -”Komşum Salamon bir haindir. Devletten elmaslarını saklamak için onu odunluktaki odunların içlerine gizledi.” KGB anında baskın düzenliyor, bütün odunları kırıyor, ama ihbar yanlış, bir tek elmas bulamıyorlar. Salamon’un gözünü korkutup gidiyorlar. Gece geç vakit, Salamon’un telefonu çalıyor: -”Salamon? Ben Moiz. KGB baskın yaptı mı?” -”Evet.” -”Kışlık odunlarını kırdı mı?” -”Evet.” -”Tamam. O zaman ihbar sırası sen de. Ön bahçenin çapalanması gerekiyor…”





OKUL FIKRALARI

23 07 2007

OKUL FIKRALARI

STİL

Öğretmen öğrencilere soru soruyor: – “Ağaçta 7 kuş var. Avcı ateş ediyor, 3 tanesini vuruyor. Ağaçta kaç kuş kaldı?” Biri cevap veriyor: – “4 kuş kalır.” Başka bir çocuk da hemen atılır: – “Hayır öğretmenim ateş edince bütün kuşlar uçar, ağaçta hiç kuş kalmaz…” Öğretmen bunun üzerine: – “Cevap yanlış ama stilini sevdim”, der. Çocuk buna karşılık verir: – “Öğretmenim, ben de bir soru sormak istiyorum… Karşıdan 3 bayan geliyor, ellerinde dondurma var. Biri yalayarak yiyor, biri emerek, biri de ısırarak… Bu bayanlardan hangisi evlidir?” Öğretmen düşünüyor, düşünüyor… – “Emerek yiyen evlidir”, diyor… Çocuk cevap veriyor: – “Hayır öğretmenim, parmağında alyansı olan… Ama ben de sizin stilinizi sevdim..”

ŞOFÖR OLURDUM

Ali okula yazılacakmış. Ama çok fırlama bir çocuk olduğundan babası bazı önlemler almaya karar vermiş ve okuldaki öğretmenine ve diğer öğretmenlere durumu anlatmış. Sıra servis şoförüne gelmiş. Servis şoförüne oğlunun ne kadar fırlama olduğunu anlatmış. Şoför hiç oralı olmamış içinden, “ufacık çocuk ne kadar fırlama olabilir ki?” demiş… Okul günü gelmiş ve Ali alınması gereken yerden servise binmiş. Yolculuğun ilk başlarında sakin sakin oturan Ali daha sonra şoförün yanına gelerek “amca benim annem tavuk babam horoz olsaydı ben civciv olurdum değil mi?” demiş. Şoför: – “Evet yavrum, şimdi geç yerine otur” demiş. Biraz sonra Ali yine şoförün yanına giderek “amca benim annem inek babam boğa olsaydı ben buzağı olurdum değil mi?” demiş. Şoför biraz sinirli: – “Evet, şimdi git yerine otur”, demiş. Biraz sonra Ali yine şoförün yanına gelerek “amca benim annem” demeye kalmadan şoför Ali’ye “ben sana bir soru soracağım” demiş ve ardından “senin annen orospu baban pezevenk olsaydı sen ne olurdun bakayım?” demiş. Ali sırıtarak cevap vermiş: – “ŞOFÖR”.

GEÇMİŞ ZAMAN

Türkçe dersinde öğretmen sordu: – “Ben güzelim, dediğim zaman bu hangi zaman formundadır?” – “Geçmiş zaman öğretmenim.”





NASREDDİN HOCA FIKRALARI

23 07 2007

NASREDDİN HOCA FIKRALARI

ETMEZSEN ETME

Adamın biri, bir gün ağacın altında namaz kılıyormuş. Ağaçta bulunan başka biri de onu izliyormuş. Namazını bitiren adam daha sonra namazının kabul olması için Allah’a dua etmeye başlamış. – “Allahım sen namazımı kabul et.” Ağaçtaki adam: – “Etmem”, diye cevap vermiş. Adam şaşırmış. Tekrarlamış: – “Allahım sen kıldığım namazı kabul et.” – “Etmem.” Adamın şaşkınlığı iyice artmış. Yine: – “Allahım sen namazımı kabul et”, demiş. Ağaçtaki adam tekrar: – “Etmem”, deyince adam sinirlenmiş. – “Etmezsen etme. Zaten abdestsiz kılmıştım.”

AĞAÇ YÜRÜMEZSE

Nasreddin Hoca’ya yapılan sataşmalar tükenip bitmez. Akşehirliler bir gün Hoca’ya takılır ve sorarlar: – “Hocam senin evliyalar katında ulu bir kişi olduğun söylenir aslı var mıdır?” Hoca’nın böyle bir iddiası elbette yoktur ama bir kere soruldu ya cevaplar: – “Her halde öyle olmalı.” – “Böyle kişiler zaman zaman mucizeler göstererek bu özelliklerini herkese kanıtlar. Hoca madem kabullendin göster bir mucize de görelim!” Hoca: – “Pekala şimdi size bir numara yapalım” der.. Karşısında durmakta olan çınar ağacına; – “Ey ulu çınar çabuk yanıma gel!” der. Tabii ne gelen ağaç var ne giden. Hoca yürümeye başlar ağacın yanına varır. Akşehirliler: – “Ne oldu Hoca ağacı getiremedin, kendin oraya gittin!” diye gülünce Hoca: – “Bizde kibir yoktur, dağ yürümezse abdal yürür”, der.

SECDEYE KAPANIRSA

Bir gün Hoca, yol üstü bir hana inmiş. Han Nuh Nebi’den kalma bir yer.. Her tarafı delik deşik; adeta çökmeye ramak kalmış. Hoca’nın yüreğine bir korkudur düşmüş ama, ne desin? Nihayet bir söz arasında: – “Yahu, bu senin tavan da ne kadar gıcırdıyor, beşik mübarek!” diyecek olmuş ama, hancı baba hiç oralı olmamış; sözü şakaya boğarak: – “Ağzını hayra aç Hoca, bu gıcırtı beşik gıcırtısı değil; tavan tahtaları Hakka tesbih çekiyor!” demiş. Hoca’nın közü küllenir mi? Gözlerini hancının gözüne dikerek: – “Peki ama”, demiş; “ya bu tavan boyle tesbih çeke çeke aşka gelip de secdeye kapanırsa, bizim halimiz nice olacak?”

BİZEDE UĞRADI

Nasreddin Hoca’ya dert yanıyorlar: – “Yahu Hoca senin karın çok geziyor.” Hoca: – “Olur mu canım? O kadar gezse arada bir bizim eve de uğrardı.”

HZ. İSA

Nasreddin Hoca, bir köyde vaaz veriyormuş. Laf arasında Hazreti Isa’nin göğün dördüncü katında olduğunu söylemiş. Vaazdan sonra, bir kadın Hoca’ya yanaşmış: – “Hazreti Isa, orada ne yer, ne içer?”, demiş. Hoca’nın tepesi atmış: – “Ey hatun, köyünüze geleli şunca zaman oldu, benim ne yiyip, içtiğimi sormazsın da, Allah’ın peygamberini sorarsın!”

SANANE

Bir gün Nasreddin Hoca eve doğru yürüyormuş, bir arkadaşı arkadan seslenmiş “aman hoca gördün mü biraz önce geçen helva kazanı ağzına kadar doluydu”. Hoca istifini bozmadan “bana ne” demiş. Arkadaşı, “ama hoca helva kazanı sizin eve gidiyordu, buna ne dersin?” demiş; hoca yine istifini bozmadan “o zaman sana ne?” demiş.

BİR AYAK

Nasreddin Hoca abdest alırken, bir ayağına su yetmemiş. Namaz kılarken de bir ayağını yukarı kaldırarak namaz kılmış. Bunu gören cami cemaati: – “Hocam bu nasıl namaz?” diye sormuş. Nasreddin Hoca: – “Bir ayağı abdestsiz namaz”, diye cevap vermiş.

KANATLI DEVELER

Günlerden bir gün, Nasrettin Hoca camide vaaz verirken: – “Ey cemaat”, der. “Allah, deveyi kanatlı yaratmadığı için hepimiz durmaksızın, sürekli şükredelim. Yoksa damlarımız çoktan başımıza yıkılmıştı…”

KUSUR ÇÖMLEKTE

Hocanın bir gün subaşıya işi düşmüş. Adam haraç ve rüşvet yiyen biriymiş. Hoca fakir, ne yapsın. Bir çömleğe toprak doldurmuş ve üstüne bal sıvamış. Gitmiş işini görmüş, ilamını almış, memnun. Ertesi gün kapısında bir adam bitmiş: – “Hoca demiş, subaşı ilamda bir kusur etmiş. Geri istiyor…” Hoca yutar mı: – “Kusura bakmasın evlat”, demiş. “Kusur ilamda değil çömlekteydi.”

GÜNAH

Bir Ramazan günü Nasreddin Hoca’nın gözleri susuzluktan afallamış. Dayanamayıp bir çeşmeye çaktırmadan yanaşmış. Tam suyunu içerken, bir köylü görmüş hocayı: – “Aman hoca, günah değil midir bu yaptığın!” – “Yıkıl karşımdan, Ramazan gider bir daha gelir, ama ben gidersem bir daha gelmem; ne günahı’”

PEYGAMBERİ KİM

Hoca bir gün Timur’un adamlarından birine sormuş: – “Sen hangi mezheptensin?” Adam elini göğsüne koyarak: – “Emir Timur!”, demiş. Oradaki bir başkası: – “Hoca Efendi, bir de peygamberini sor bakalım”, demiş. – “Gerek yok”, demiş Hoca. “İmamı Topal Timur olursa, peygamberi de kesinlikle Barbar Cengizdir.”





AÇIK SAÇIK FIKRALAR

23 07 2007

YAĞMA YOK

Genç nişanlılar ertesi gün evleniyorlardı. Erkek: “Sevgilim, sabrım tükendi. Ne olur odama gel. Nasıl olsa yarın evleneceğiz.” Kız öfkeyle yanıt verdi: “Yağma yok öyle. Her seferinde böyle kandırdılar. Bir daha çürük tahtaya basmam.”

KAYKAY

Üç adam ölür ve cennete giderler. Sorgu meleği birincisine sorar, “Seni cennete yollamadan önce sana bir sorum var: Karına karşı sadık oldun mu?” Adam yanıtlar; “Evet, asla bir başka kadına bakmadım.” Sorgu meleği, “Şuradaki Rolls-Royce’u görüyor musun? O senindir. Cennetteyken kullanabilirsin..” Sorgu meleği ikinci adama da aynı soruyu sorar ve şu cevabı alır; “Bir kez karımı aldattım ama bunu ona itiraf ettim. Beni bağışladı ve mutlu yuvamızı kurtardık.” Bunun üzerine sorgu meleği, “Şuradaki Mercedes’i görüyor musun? Cennetteyken onu kullanacaksın..” der ve üçüncü adama da sorar, “Karını hiç aldattın mı?” Adam yutkunur ve şöyle der; “itiraf edeyim ki; bulduğum her kıza asıldım ve her fırsatta onlarla yattım, birçoğu ile beraber oldum. Üzgünüm.” Sorgu meleği; “Ehh” der, “Ama temelde iyi bir adamsın. Şuradaki eski vosvos’u görüyor musun? Cennette onu kullanacaksın.” Bunun üzerine üç adam vedalaşır, arabalarına atlar ve kendi yollarına giderler. Birkaç hafta sonra ikinci ve üçüncü adam birlikte gezerlerken barın önünde birinci adamın Rolls-Royce’unu görürler. Bara girdiklerinde adamın perişan bir halde, etrafındaki boş şişelerin arasında salya sümük oturduğunu görürler ve şaşırırlar. “Heyy! ne oldu sana?” der ikinci adam, “Cennettesin, altında bir Rolls-Royce var, hersey mükemmel ama sen niye bu haldesin?” “Bugün karımı gördüm!” der birinci adam. Diğerleri; “Aaaa! ne kadar güzel, peki derdin nedir?” diye sorarlar. Adam içini çekerek konuşur, “Kaykay’la dolaşıyordu…”

SİYAH HAVYAR

Genç kız arkadaşına anlatıyordu. “Dün akşam çıktığım adam kelimenin tam anlamı ile kültürlü bir beyefendi. Adam yüksek sınıftan…” “Nereden anladın?” “Arabaya bindik… Kentin dışına doğru gitmeye başladık. Yol tenhalaşınca elini dizlerimin arasına uzattı. Sonra yukarı doğru çıkmaya başladı… Çıktı çıktı…” “Bunun nesi kültürlü? Erkeklerin hepsi böyle değil mi? Adi herif…” “Dur patlama. Sonra elini çekti. Parmağını burnuna yaklaştırdı ve ‘Siyah havyar gibi koktuğumu’ söyledi.”

HANGİSİ

Adamın biri iş müracaatına gitmiş. Bir grubun önünde görüşmeye almışlar. “Şimdi sana bazı sorularımız olacak bakalım bilebilecek misin?” demişler; adam da “sorun” demiş. “Yolcu taşır, karayolunda gider, şoför kullanır bil bakalım bu nedir?” Adam düşünmüş ve “yolcu otobüsü” demiş. “Tamam doğru ama hangi marka, Mercedes var, Mitsubishi var di mi? Bilemedin ama sana bir şans daha vereceğiz” demişler. “Söyle bakalım havada yolcu taşır, pilot kullanır bu nedir?” Adam hemen cevaplamış “yolcu uçağı”; “Tamam ama” demişler “Boeing var, Airbus var di mi hangisi?” Bunu da bilemedin deyip iş görüşmesini bitirip adamı gönderirlerken, adam dönmüş demiş ki “Bir soru da ben sorabilir miyim?” “Tabi buyur sor bu en doğal hakkın” demişler. “Kadınların iki bacağı arasında bulunur, üremeye yarar nedir bu?” demiş. Hemen herkes o malum kelimeyi söylemiş; adam “tamam bildiniz ama ananınki var ebeninki var di mi hangisi?…”

KURŞUN

Bir gün hamile bir kadın mağazada alışveriş yaparken, bir çatışma çıkar ve vurulur. Hemen hastaneye kaldırırlar. Doktor ameliyat sonrası kadına: “Hanımefendi hayati tehlikeyi atlattınız. Ancak iki kursunu çıkaramadık. Bunlardan biri doğacak olan kız çocuğunuza diğeri ise erkek çocuğunuza isabet etmiş. Şimdi çıkarırsak ölürler. Ancak üzülmeyin ileride bu kurşunları vücutlarından atarlar. Kadın doğum yapmış. Çocuklar sağlıklı. Aradan yıllar geçmiş. Kız çocuğu bir gün bahçede oynarken “Anne anne çabuk gel” diye bağırmış. Annesi telaş içinde “Ne oldu kızım?” diye kosmuş. “Bak anne vücudumdan bir demir parçası çıktı. Kadın sevinmiş: “Telaşlanma. Doktor amcan demişti. Bak kurşunu vücudundan attın. Bundan birkaç gün sonra bu kez erkek çocuk bağırmış. “Anne anne çabuk gel!” Kadın yine telaşla koşmuş: “Ne oldu oğlum?”, “anne, mastürbasyon yaparken kediyi vurdum!”

HAVA DURUMU

Adamın biri bayağı günah işlemiş.Bir papaza günah çıkartmaya gitmiş. “Papaz efendi ben çok günah işledim. Mesela dün komşunun küçük kızı geldi. Yağmur yağdı şimşek çaktı ben bir günah işledim.” “Allah affeder oğlum”.. “Önceki gün de büyük kızı geldi. Yağmur yağdı şimşek çaktı ben bir günah işledim.” “Allah affeder oğlum”.. “Daha önceki gün de komşumun karısı geldi. Yağmur yağdı şimşek çaktı ben bir günah işledim.” Tamam oğlum Allah affeder affeder de, sen yavaş yavaş gitsen. Hava da bozmaya başladı zaten.

DELİK

Bu dünyada iki samimi arkadaş varmış. Bunların dünya görüşleri birbirlerine tersmiş. Biri, namazında niyazında, dünya malında gözü olmadan, içki içmeden, karı kızla yatmadan camiden çıkmaz, öteki ise onun yapmadığı her şeyi yapar yaptıklarını yapmazmış. Derken sefahat düşkünü erkenden ölmüş. Aradan yıllar geçtikten sonra sofu olan da ölmüş. Sofu dogrudan cennete gitmiş. Ağaçlar altında yatıyor yiyor içiyormuş. Aklına arkadaşı gelmiş. Meleklere sormuş cehennemde oldugunu isterse ziyaret edebileceğini söylemişler Bu da kalkmıs arkadaşını ziyarete gitmiş. Bir de ne görsün arkadaşının elinde nadide Fransız şarabı, koynunda cennette bile bulunmayacak derecede güzel bir kadın. Sofu hayretle “Bu nasıl iş? Sen dünyada da sefa sürdün burda da sürüyorsun. Nerede Allah’ın adaleti?” diye sormuş. Arkadaşı derin bir ah cekerek “bu benim için büyük işkence” diye yanıtlamis. Sofu yeniden “bu nasıl işkence?” diye sormus. “Sorma..” demiş arkadaşı “bu şişeyi görüyor musun? Bunun dibi delik”; “Ya o güzel kadın?” diye atılmış Sofu. Cehennemdeki arkadaşı iç çekerek “Ah, ahhh, Onun da dibinde delik yok” demiş

SU YATAĞI

Durulmaya yüz tutmuş seks hayatlarını yeniden canlandırmakta, suyla doldurulan yatakların birebir olduğunu duymuştu adam… “Yatağımıza uzandınız mı, fırtınaya yakalandınız demektir.” deniliyordu su yataklarının reklamlarında… Hemen bir tane aldı. İki gün sonra da, sevinçle kendisi gibi orta yaşlı bir arkadaşının yanına koştu. “Bu su yatakları bir harika azizim.” diye haykırdı. “İki gecedir yaşadığımız fırtınalı seksi, son iki yıldır yaşamamıştık. Sen de bir tane alsana..” Acı acı güldü arkadaşı… “Marifet yatakta değil, senin karıda olsa gerek.” dedi. “İki yıl önce aldığım yatak hala Ölü Deniz gibi…”

AMERİKA

Temel ve Dursun bir gün ellerinde sazla Amerikaya giderler. Bayağı dolaştıktan sonra yorulurlar ve uyurlar. Sabah kalktıklarında etraflarında bir sürü kızılderili görürler, çok korkarlar.. Temel Dursun’a “Dur bunlar hayatta saz görmemiştir, bi saz çalayım da kaçsınlar” der. Temel’in sazı çalmasıyla kızılderililer hızla kaçarlar. Dursun “vaay sen bunları sadece bir sazla kaçırdın… o zaman buranın adı TEKSAZ olsun” der. Ertesi gün uyurlar; uyandıklarında gene karşılarında kızılderilileri görürler. Bu sefer Temel “dur başka bi yöntemim var” der ve güçlü bir sesle osurur. Ve adamlar kaçmaya başlarlar. Dursun da “mademki adamları osurup ta kaçırttın buranın adı LAZVEGAZ olsun” der. Ertesi gün dolaştıktan sonra tekrar uyurlar; sabah kalktıklarında etraflarında gene kızılderilileri görürler. Bu sefer Dursun “bi de ben saz çalayım de korkup kaçsınlar” der. Dursun sazı çalar ama kızılderililer korkmaz ve sazı Dursun’un ?ötüne sokarlar. Temel de “ehe…bu sazı senin ?ötüne soktular o zaman buranın adı ARKANSAZ olsun.” der

TAK FİŞİ

Adam iş dönüşü evine geldiğinde karısını yatakta çırılçıplak uyurken gördü. Adamın cinsel arzuları bir anda uyandı. Yanına uzanıp göğüslerinin uçlarıyla oynamaya başladı. Kadın, uykulu bir sesle: “Kocacığım, ne yapıyorsun?” dedi. Adam: “Karıcığım, kısa dalgadan Çukurova radyosunu arıyorum.” Kadın: “Kocacığım, fişi takmazsan radyo çalışır mı?”

NE O İ..

Hollywood’da bir parti veriliyor,güzel bir evde. Partinin sahibi partiye heyecan ve değişim katmak için mikrofonu eline alıp başlıyor: -Arkadaşlar akvaryumdaki iki piranayı bu havuza atacağım. Havuza atlayıp karşıya çıkan arkadaş şu gördüğünüz sarışınla sabaha kadar eğlenebilir. Kimsede ses seda yok. -Bu esmeri de sunuyoruz. Yine kimsede ses yok. -Bu kumral bayanı da hadiye ediyoruz. Yine ses yok. -Bu i… de veriyoruz. Slaaaaaşş!… Adamın biri suda hızla yüzüyor ve karşıya geçiyor. Tekrar koşup havuzun öbür kenarına geliyor: -Nerede o i…? -Beyefendi o havuzun karşısında.. Adam şaşkın şaşkın: – O değil, Beni havuza iten i… nerede?

YAKINDAN GÖREYİM

Sarışın bomba partinin en önemli kişisi oluverdi birden. Hemen tüm erkekler etrafına toplanıverdiler. Köşede bir kadın kocasının kulağına fısıldadı: “Anlamıyorum, erkekler onda ne buluyorlar?” “Ben de…” dedi adam. “Gidip bir yakından bakayım.”

SULTANIN GÖĞÜSLERİ

Ahmet sarayın hizmetkarlarından biri.. Yıllardır Kraliçeyi görür ve onun göğüslerine hayran olurmuş.. Artık bir saplantı halini almış Kraliçenin göğüslerine dokunmak.. Tüm cesaretini toplayıp haremağasına açılmış.. – “Bana sultanın göğüslerini koklat. Ömür boyu biriktirdiğim bin altın senin” demiş. Harem ağasının aklı yatmış bu karlı işe. Kenar mahallelerde tanıdığı bir simyacı – büyücü karışımı bir kadın varmış. Ona gidip bir losyon hazırlatmış ve bu losyonu, sultanın o gün banyodan sonra giyeceği korsaya iyice sürmüş. Sultan çıplak tenine korsayı takınca, losyon etkisini hemen göstermiş. Göğüsleri yangın yeri gibi yanmaya başlamış. Saray doktorları merhemlerle, ilaçlarla çare bulamamışlar. Sultan acıdan, kaşıntıdan, yanmadan ölecek. Harem ağası ortaya çıkmış ve padişaha “Saray hizmetkarlarından Ahmet, derdinize derman olabilir. Onun salyası, herşeye iyi geliyor. Tek çare, Ahmed’in dili. Kraliçemizi ancak o kurtarır, eğer siz izin verirseniz” demiş. Padişah çaresiz çağırmış Ahmet’i hareme. Ahmet bir saate yakın sultanla yalnız kalıp muradına ermiş. Ne var ki söz verdiği halde 1000 altını harem ağasına vermeye yanaşmamış. “Bu olayı açıklarsan ikimizin de kellesi gider. Bunu göze alamazsın. Hadi bakalım, çek arabanı” demiş, haremağasına. Çok kızmış harem ağası.. Öyle kızmış ki.. Ertesi gün aynı yakıcı losyonu padişahın, banyodan sonra giyeceği donuna iki kat sürmüş…

YÜZ MARK

Üç fahişe, o gün başlarından geçenleri anlatıyorlar. Birincisi, “Mercedes’e bir girip çıktım, üçyüz mark aldım.” İkincisi, “Bir Volkswagen’e girip çıktım, yüz mark kazandım.” Üçüncüsü, “Beni de motosiklete bindirip yapı yeri barakasına götürdüler. Sırtıma tahta kıymıklar battı. Parayı da perşembeye verecekler.”

BEDAVA SEX

Benzin istasyonunun önünde bir afiş: “Depoyu dolduran lotaryada tutturursa bedava seks kazanıyor.” İki kafadar benzinciye “Doldur depoyu” der, sonra bedava seks için lotaryaya talip olur… Benzinci sorar: – “Kafamdan bir sayı tuttum, bilirseniz bedava seks…” “Üç” derler… Benzinci, “Bilemediniz, ben beş tutmuştum.” Bir hafta sonra iki kafadar yine gelir, depo yine doldurulur, yine lotarya… Bizimkiler “Yedi” der. Benzinci “Olmadı, ben altı tutmuştum”. Üç gün sora yine depoyu doldururlar, yine lotarya… “Iki” derler, benzinci “Bir” der. Kafadarlardan biri arkadaşına açılır: “Yahu bu bizi kandırıyor galiba, hep başka rakam söylüyor. Hile yapmasın?” Diğeri cevap verir: “Yok canım kızkardeşim arka arkaya iki kere kazandı.”

AVCI MISIN?

Avcımız avlanmaya çıkar dağa tepeye.. Bir bakar ki bir ayı karşısında.. Çeker tüfeğini ateşler ama tüfek tutukluk yapar.. Napsın, kaçmaya başlar, ayı da peşinde.. Ayı yakalar bunu, bir güzel becerir.. Avcımız hırs yapar, öldürecektir illa ki bu ayıyı.. Bir müddet sonra bir daha görür ayıyı, çeker tüfeği, basar tetiği yine tutukluk yapar; bizimki kaçar, ayı peşinde, yakalar ayı bunu, bir daha becerir.. Avcımız iyice hırslanmıştır illa ki vuracaktır ayıyı.. Takılır ayının peşine, görür, çeker tüfeği basar tetiğe yine tutukluk yapar, ayı bunu bir daha yakalar bir daha becerir.. Bu olay gün boyunca tekrarlanır.. Artık avcının dayanacak gücü kalmamıştir, hayat meselesi olmuştur bu, son bir defa daha bakar ayı karşısında.. Çeker tüfeği basar tetiğe ve tüfek yine tutukluk yapar.. Ayı yakalar bunu ve der ki: – “Ya kardeşim avcı mısın, i*ne misin?”

SCANNER

Komutan emir erini çağırmış: – “Bana çabuk bir lazer yazıcı bul getir.” – “Emredersin komutanım.” Bir saat sonra emir eri yanında başka bir er ile gelmiş. – “Lazer yazıcıyı getirdim komutanım.” – “Hani nerde lan?” – “Komutanım bu arkadaş laz bir erdir ve bizim bölükte yazıcıdır!” – “Ulan iyi ki, scanner istememişiz be!”

GENERALİN JİPİ

Komutan karargah garajına telefon açar: – “Zırrr Zarrr…” – “Aluuu” – “Şu anda garajda kaç tane araç var?” – “Şu anda i*ne generalin jipinden başka bi poh yok!” – “Ulan sen kiminle konuştuğunu biliyor musun? Ben o generalim!” – “Yaa öyle mi? Eee peki siz kiminle konuştuğunuzu biliyor musunuz?” – “Yooo…” – “O zaman bay bay **ına godumun generali!”

YÜŞBAŞIM BAKIYOR

Bir astsubayla bir gözü takma Yüzbaşı, aynı bekar lojmanında kalıyorlardı. Yüzbaşı her gece yatmadan önce takma gözünü çıkartır, su dolu bir bardağa koyar, sabah tekrar yerine takardı… Sıcak bir yaz akşamı gece yarısı astsubay susadı, el yordamıyla sehpadaki bardağı kaptı, bir dikişte yuvarladı. Ama suyla birlikte gözü de yutmuştu. Astsubay olayın farkına vardı ama artık iş işten geçmişti… Ertesi gün sabah sporundan sonra astsubay tuvalete gitme ihtiyacı duydu. Koşar adımla tuvate gitti pantolonunu sıyırdı başladı ıkınmaya.. Fakat bir türlü rahatlayamıyordu. Onun ıkınma sesini duyan tuvalet nöbetçisi er telaşlandı; nazikçe kapıyı tıklattı.. – “Komutanım yardımcı olayım?” Astsubay can havliyle kapıyı açtı: – “Bak oğlum şurada ne var bir türlü s*çamıyorum”, deyip ere doğru döndü. Er eğilip bakar bakmaz hazırola geçti ve selam durdu. Bunu gören astsubay sinirlendi: – “Ne selam durdun oğlum!”, diye bağırdı. Asker yanıtladı: – “Nasıl selam durmayayım komutanım, içeriden yüzbaşım bakıyor.”

YAPINDA YAKALAYALIM

Çingenelerde bir adet vardır. Bir bebek doğunca annesi bir törenle onun adını koyar. Ama o anda ne söylerse ad olarak o kalır. Bir gün bir bebek doğar ve tam adını koyacağı sırada annesinin *oku gelir. Ve “*okum geldiii!” diye bağırır ve çocuğun adı “*okum geldi” olarak kalır… *okum geldi büyür ve askerlik çağına gelir. Askere gider, komutan adını sorunca “*okum geldi” der. Komutan “git tuvalete yap da gel” der. *okum geldi de gider tuvalete ve gelir. Bu olay bir kaç kez tekrarlanır. Sonunda bir arkadaşı “onun adı *okum geldi komutanım” der. Günler böyle geçip giderken *okum geldinin askerlikten canı sıkılır ve kaçmaya karar verir. Akşam olunca duvardan atlayarak kaçarken, komutan kaçtığını görür ve hemen bağırmaya başlar “*OKUM GELDİİİ KAÇIYOR LANNNN!” Bunu duyan askerler saf saf bakarlar. Komutan tekrar tekrar bağırır: “BOKUM GELDİ KAÇIYORRR LANNN!” bunu duyan askerlerden biri şöyle bağırır: – “YAPINDAAA YAKALIYAAALIIIMMMM KOMUTANIMMMMMMMMMMM”

İYİKİ JİNEKOLOG DEĞİLİM

Fevkalade sosyetik bir kokteyl. Dr. Bey smokinleri içinde iki kat yakışıklı. Ağzından da bal akıyor ya. Etrafı her zamanki gibi genç ve güzel hanımlarla çevrili. Bunlardan biri: – “Ah doktor, dişim öyle ağrıyor ki günlerdir”, demiş. Sonra yakalamış doktorun elini. Ağzına doğru çekmiş. Çekmekle de kalmamış. Sokmuş doktorun parmağını ağzına. Sol tarafa kaydırmış. İşaret parmağını azı dişine doğru zorla uzatıyor. – “İşte burası… Tam burası… Öyle ağrıyor ki?” Doktor parmağını kadının ağzından kurtarmaya çalışırken söyleniyor: – “Hanımefendi, iyi ki jinekolog değilim…”

TÜT

Çocuk peltekmiş. Öğretmeni tahtaya kaldırmış ve tahtadaki “kedi sütü iç” yazısını okumasını istemiş. Çocuk “tedi tütü it” demiş. Öğretmen bağırmış “doğru söyle” demiş. Çocuk yine “tedi tütü it” demiş. Öğretmen acaip sinirlenmiş ve çocuğu dövmüş, “doğru oku dedim sana şunu!” demiş. Çocuuğun artık canına tak etmiş ve bağırmış: – “Anatını tittimin tediti ittene tu tütü!”

KOMUTANINA NAH ÇEKİYOR

Kimin askeri daha cesur yarışması varmış. Karacıların komutanı: – “Oğlum şu tankın altına atla!”, demiş. Asker atlamış ölmüş. Havacıların komutanı: – “Oğlum şu uçaktan betona paraşütsüz atla!”, demiş. Asker ölmüş. Denizcilerin komutanı: – “Oğlum şu geminin altına gir!”, demiş. Asker: – “Naah atlarım”, demiş. Denizci komutanı diğer komutanlara dönüp: – “Bakın, benim askerim daha cesur, komutanına nah çekiyor!”

İKİ TANE VAR

Eve bir gün tesisatçı çağırmışlar. Adam çalışırken evin küçük oğlu gelip seyretmeye başlamış. Tesisatçı da çocuğun ilgisini görünce takım çantasından tornavidayı çıkartıp çocuğa: “Bu ne biliyor musun?” demiş. Çocuk da “biliyorum, babamda bundan iki tane var. Küçüğüyle prizleri kontrol eder, büyüğüyle masanın bacaklarındaki vidaları sıkar” demiş. Tesisatçı: “İyi, aferin oğlum” demiş. Sonra eline anahtarı almış “Peki bu ne biliyor musun?” demiş. Çocuk: “Biliyorum. Babamda bundan iki tane var. Küçük olanıyla muslukları değiştirir, büyük olanıyla boruları tamir eder.” demiş. Tesisatçı “Çattık be…” demiş içinden. Bu kez de çekici alıp “ya bunu bilecek misin?” deyince çocuk “Biliyorum, babamda bundan iki tane var. Küçüğünü cam takarken kullanır, büyüğünü de duvar kırarken kullanır” demiş. Her sorduğuna cevap yetiştiren çocuğa tepesi atan tesisatçı bu sefer fermuarını açıp göstermiş: “Bunu da bilecek misin lan ukala?” deyince çocuk: “Biliyorum, bundan babamda iki tane var. Küçüğüyle çişini yapar, büyüğüyle de annemi” demiş.

KALEM GİBİ

Adamın biri daldan dala gezerken cinsel organı kırılmış. Doktora gitmiş. Doktor adama her akşam yatmazdan önce on onbeş dakika cinsel organını bir bardak süte bandırmasını istemiş. Adam eve gelip yatma vakti geldiğinde banyoya girip doktorun dediklerini uygulamaya başlamış. Tabi karısı içerde bekliyormuş ve kocasına seslenmiş. Aradan biraz zaman geçtikten sonra kadın sabırsızlanıp dalıvermiş banyoya… Şaşırarak: – “Ay kocacığım kırk yıl düşünsem bunun bir dolma kalem gibi doldurulduğu aklıma gelmezdi…”

BENİ TANIDILAR

Temel ve Dursun bir bankayı soymaya karar vermişler. Bankayı soymuşlar, paralarla kaçarlarken bunların peşine polis düşmüş. Polislerden biri bağırmış bu esnada “duuur, o.. çocuğu!”. Temel Dursun’a dönmüş: – “Sen kaç, beni tanıdılar!”

ŞEYTANA UYDUK

Irza tecavüz davasıyla bir çapkını mahkemeye çıkarırlar. Kadı sorar: – “Bu suçu ne diye işledin?” Delikanlı yanıt verir: – “Şeytana uydum. Bana yol gösterdi, bu işi yaptırdı.” Bektaşi olan kadı: – “Bre çapkın! Hz. Adem’e bile secde etmemek için cennetten kovulmayı göze alan şeytanın işi yok da sana pezevenklik mi yapacak!”

YUMUŞAK SERT

Adam resepsiyonda bekliyormuş. Arkadasındaki güzel bayanı görememiş. Ve birden dirseği kadının göğüslerine dokunmuş. Adam: – “Hanımefendi eğer kalbiniz de göğsünüz kadar yumuşaksa beni affedersiniz”, demiş. Kadın da bunun üzerine: – “Beyefendi eğer penisiniz de dirseğiniz kadar sert ise oda 406′da bekliyorum.”

JAPON ROBOT

Adamın biri evlenmiş, iki ay sonra da Avrupaya iş gezisine gitmiş. Bu arada karısı da komşusuyla kırıştırıyormuş. Bir gün yine komşusuyla yataktayken kocası gelmiş ve zile basmış, kadın “eyvah kocam” deyip adamı saklamak için yer aramaya başlamış. Adama, “sen kapının arkasına saklan, kocam seni görüp sorarsa Japonya’dan istediğimiz robot geldi derim”, demiş. Kocası içeri girmiş ve “karıcım çok kudurdum hadi yatalım”, demiş. Kadın da “yorgunum daha sonra” demiş. Adam “ben banyoya gidip bi duş alayım sonra yatarız” derken kapının arkasındaki adamı görmüş, bu da kim?” diye hiddetlenmmiş. Karısı da kocacım Japonya’dan istediğimiz robot bu” deyince, adam, “duştan önce şunu düzeyim” demiş ve geçmiş robotun arkasına. Yüklenmiş ama girmiyo, başlamış karısına bağırmaya: “Ya şu Japonlar robotu çok iyi yapmışlar ama deliğini küçük yapmışlar. Sen oradan matkabı getir de deliği büyüteyim” demiş. Bunu duyan komşusu başlamış bağırmaya: – “TEKRAR DENEYİN BELKİ ALIR, TEKRAR DENEYİN BELKİ ALIR, TEKRAR DENEYİN BELKİ ALIR!”

DONMUŞ TAVUK

Adam eve döndüğünde bir kutu Viagranın Papağanı tarafından yenildiğini görünce fena halde hiddetlendi ve ceza olarak papağanını buzdolabının buzluğuna kapattı. Aradan bir kaç saat geçti, merakla buzdolabına gitti buzluğu açtı, oda ne papağan kan ter içindeydi, hayretle sordu: – “Bu ne hal?” Papağan yanıtladı: – “Donmuş tavukların bacaklarını ayırmak kolay mı sanıyorsun?”

ÇEMBER YAPALIM

Bir gün bir adam çölde mahsur kalmış ve kendine bir çıkış yolu bulmak için yürümektedir. Adam yürür yürür ve sonunda bir tepeciğe ulaşır. Tepenin arkasından sesler yükselmektedir. Adam birilerini bulduğunu düşünüp sevinir fakat duyduğu laflara bir türlü anlam veremez. Tepenin arkasından “çember yapalım, çember yapalım” şeklinde bir ses gelmektedir. Adam tepenin üstüne vardığında arka arkaya geçmiş 15 erkeğin birbirini düzdüğünü görür, en öndeki de “çember yapalım, çember yapalım” şeklinde bağırmaktadır…

TEK ELLE ALKIŞ

Çok güzel bir genç kadın bir gece klubünde stiptrizci olarak iş bulmuştu. İlk kez sahneye çıkacağı için çok heyecanlıydı. Ancak ışıklar üzerinde parlar parlamaz öyle bir alkış tufanı koptu ki, heyecanı hemen yatıştı. Üzerindeki elbiseyi çıkardıktan sonra, alkışlar biraz azaldı. Çoraplarını çıkardıktan sonra ise alkış seslerinde biraz daha azalma oldu. Sütyenini çıkardığında salondan tek tük alkış sesleri geliyordu. Nihayet, üzerinde kalan son giysi parçasını da çıkarıp attı. Artık salondan tek bir alkış sesi bile gelmiyordu. Vücudunun güzelliğinden son derece emin olan yıldız adayı şaşkınlık içerisinde ön masada oturan bir adama yanaşarak sordu: – “Şey acaba vücudumu beğenmediniz mi?” Adam heyecandan soluyarak: – “Nereden çıkardınız bunu?” dedi. – “Ne bileyim. Ben soyundukça alkışlar kesildi de…” – “Tabi kesilecek” dedi adam. “İnsan tek elle nasıl alkış tutabilir ki?”

İKİSİNİDE

Adamın biri bir gün felç olan bir arkadaşını ziyaret etmiş. Sohbet sırasında felçli arkadaşı adama “terliklerim yukarıda kalmış, onları bana getirir misin lütfen?” diye rica etmiş… Adam yukarı çıkmış, bir de ne görsün! Felçli arkadaşının afet gibi iki kızı varmış. Hemen pratik zekasını çalıştırarak: – “Babanız beni sizinle yatmak için gönderdi” demiş. Kızlar: – “Nasıl olur! İmkanı yok!” demişler. Adam, “İnanmıyorsanız soralım” demiş ve aşağıya seslenmiş: – “İkisini de miii?”. Felçli adam bağırmış: – “İkisini dee! İkisini dee!”

NASIL BİTİRECEKSİNİZ

Eski bir devirde İngiliz, Fransız ve Türk arkadaşlar haremin camından içeriyi gözetlerken yakalanmışlar. Olayı öğrenen Padişah çok sinirlenerek hepsinin mesleğine göre hadım edilmesine karar vermiş. İngilize mesleğini sormuşlar: – “Terziyim… – “Kesin makasla!” Fransıza sormuşlar: – “Oduncuyum…” – “Kesin baltayla!” Bu sırada Türk gülmekten katılıyormuş. Merakla sormuşlar: – “Ya, neden gülüyorsun, biraz sonra hadım olacaksın?” – “Ben dondurmacıyım, yalaya yalaya nasıl bitireceksiniz onu merak ediyorum…”

CİNSEL GÜÇ KAYBI

İki kadın dertleşiyormuş: – “Sorma hayatım” demiş biri, “başıma öyle bir felaket geldi ki, anlatılır gibi değil…” – “Hayrola, ne oldu?” – “Kocam yüzde 100 iktidar kaybına uğradı. Seks hayatım tamamen sona erdi.” Lafı öteki kadın almış: – “Güzelim demiş, sen gene de haline şükret! Ya benim durumum? Benimki yüzde 300 iktidar kaybına uğradı!” Yüzde 300 lafını duyan birinci kadın itiraz etmiş: – “Hiç öyle şey olur mu ayol? Yüzde 100 kaybı anlarım da, yüzde 300 kayıp nasıl olur?” İkinci kadın anlatmış: – “Benimki geçen gün merdivenden iniyordu. Birden ayağo kaydı yere düştü. Hem parmağını kırdı, hem dilini ısırdı!”

BİRKAÇ ADAM DAHA

Padişah bir gün vezirini çağırır ve der ki: – “Yeni bir kural çıkaralım, adı vergi olsun. Herkesten alınacak, bakalım halk ayaklanacak mı?” Halk toplanır vezir vergiyi sunar, halk dağılır. Bir hafta sonra padişah vezire sorar: – “Halk ayaklandı mı?” diye. Vezir “kimseden ses çıkmıyor” der. Padişah’ın aklına başka bir fikir gelir ve der ki; “vezir, köprüden her geçeni becerin”. Bir hafta sonra padişah sorar, “nasıl halk ayaklandı mı?” Vezir de “kimseden ses çıkmıyor padişahım” der. Padişah “o zaman gideni de geleni de becerin” der ve iki hafta sonra sorar vezire: – “Halk ayaklandı mı?” – “Hayır…” Padişah sinirlenir bütün halkı meydana toplar ve der ki “ben vergi çıkardım kimse neden ayakl…?” O sırada halktan biri bağırır: – “Efendim sabahları köprünün başında adamlarınız bizi becerirken sıra oluyor, işimize geç kalıyoruz; acaba bir kaç adam daha koyabilir misiniz?”

O ZAMAN NİYE YAPIYORSUN

Karga ile Ayı uçakla yolculuk yapıyorlarmış. Karga servis düğmesine basarak hostesi çağırmış. Hostes gelmiş: – “Buyrun efendim, nasıl yardım edebilirim” diye sorunca karga: – “Hiiiç, i*nelik olsun diye bastım” demiş. Hostes bozulmuş tabii ve gitmiş. Biraz sonra karga tekrar düğmeye basmış ve hostes gene gelmiş. Karganın cevap aynı: – “Hiiiç i*nelik olsun diye bastım” Bu olayı üçüncü kez yine yapar. Ama hostes bu sefer bir daha böyle yaparlarsa onları pilot’a şikayet edeceğini söyler. Karga tekrar aynı şeyi yapınca da hostes gerçekten kargayı pilota şikayet eder. Pilot gelir ve: – “Bir daha yaparsanız sizi uçaktan atacağım” der. Biraz sonra bu kez zile ayı basar. Hostes gelir: – “Buyrun, nasıl yardım edebilirim?” Ayı: – “Hiiiç, i*nelik olsun diye bastım” deyince hostes pilotu çağırır ve pilot bunları aşağı atar. Karga havada süzülür ama ayı bağırmaya başlar: – “Kurtar benii, kurtar benii!” Karga sakin sakin: – “Sen uçmayı bilmiyo musun?” – “Hayır?” – “O zaman niye i*nelik yapıyosun!”

FADİME YORULMUŞTU

Temel kendini mastürbasyona kaptırınca babası onu evlendirmiş. Bir gün Temel’in evine gitmişler. Kapıyı karısı açmış. Temel’in evde olup olmadığını sormuş. Evdeymiş, merdiven altındaymış. Babası gitmiş ki ne görsün, Temel mastürbasyon yapıyor. – “Evlendun, yine mi çendi çendine yapaysun oni”, diye sormuş babası. – “Fadime’nin kolu yorulmuştu da”, demiş Temel…

SONRASI FİSKOBİRLİĞİN

Temel nişanlısı Fadime ile fındık tarlalarını geziyormuş. – “Bak Fadime” demiş, “bütün bu tarlalar benim. Ama bir tanecik fındık koparırsan, seni oraya yatırırım ona göre” Bunu duyan Fadime’nin gözleri parlamış, hemen koşup bir tane fındık kopartmış. Temel sözünün eri ya, Fadime’yi fındık ağacının altına yatırmış. Bu cezadan memnun kalan Fadime, üstünü başını toparlayıp, ayağa kalkar kalkmaz bir fındık daha kopartmış. Temel bir kez daha… Bir fındık daha… Temel 5. fındıktan sonra, perişan ayağa kalkmış. Bitkin bir halde Fadime’ye dönüp: – “Bak Fadime” demiş, eliyle tarlalari göstererek: – “Burdan sonrası Fiskobirliğin…”

SAATİ SÖYLEMEK

Bir kovboy arazide yürürken yol kenarında çırılçıplak uzanmış yatan bir Kızılderili görmüş: – “Senin işin gücün yok mu napıyosun burda böyle?” Kızılderili cevap vermiş: – “Kimin saati olmamak, saati bana sormak. Ben ona saati söylemek…” Kovboy şaşırmış: – “Allah allah… Peki bana soyle bakalım saat kaç?” Kızılderili bunun üzerine kafasını kaldırıp güneşe bakmis, sonra da “şeyinin” yerdeki gölgesine bakmış ve: – “Saat 2…” Kovboy kendi saatine bakmis ve saat gercekten 2… “İnanılmaz bişey” deyip yürümüş gitmiş. Yarım saat daha yürüdükten sonra yine çırılçıplak yatan bir Kızılderili görmüş: – “Yoksa sen de mi saati söylüyosun?” Kızılderili gülmüş: – “Evet senin saatin olmamak, saati bana sormak… Ben sana doğru saati söylemek.” Kovboy bunu da bir denemek istemiş: – “Peki söyle o zaman saat kaç?” Kızılderili önce kafasını kaldırıp güneşe bakmış sonra da şeyinin yerdeki gölgesine bakmış ve: – “Saat 2 buçuk…” Kovboy yine saatine bakmış ki, evet saat 2 buçuk… “İşe bak…” demiş, yürümeye devam etmiş. Az sonra yine karşısında çırılçıplak yere uzanmış bir Kızılderili, fakat bu seferki yatmakla da kalmamış, o halde masturbasyon yapıyor… – “Sakın sen de saati söylüyorum deme!” Kızılderili cevap vermiş: – “Hayır, ben saati kurmak…”

ORACIKTA

İki i*nenin canı yatmak ister, ama bu işi yapacak mekan bulamazlar. Birinin aklına bu işi metronun son vagonunda yapmak gelir. Giderler metroya ama beklenen tren bir türlü gelmez. Sonra aralarında şu diyalog geçer: – “Oğlum gel burada istasyonda halledelim?” – “Oğlum nasıl olur?” – “Toplum hiçbir şeye tepki göstermez. Bak sana bunu bir örnekle göstereceğim. Şimdi şu “Sigara İçilmez” tabelasının altında bir sigara içeceğim ve kimse bir tepki göstermeyecek.” Adam dediğini yapar ve kimse bir tepki göstermez. Sonra oracıkta birlikte olurlar ve mutlu bir şekilde oradan ayrılırlar. Bir başka gün başka iki kişi ormana mangal yapmaya gitmek için metroya giderler. Ama bekledikleri metro bir türlü gelmez. Adamlardan biri mangalı metroda yakalım der. Diğeri “olur mu ya metroda mangal yakılır mı?” der… Diğeri: – “Bu toplum hiçbir şeye tepki göstermez. Bak sana bunu bir örnekle kanıtlayacağım, şimdi gidip şu “Sigara İçilmez” tabelasının altında durup bir sigara yakacağım, ve kimse bir tepki göstermeyecek…” Diğeri panik bir şekilde atılır: – “Sen ne diyosun oğlum! Geçende birisi şu tabelanın altında bir sigara içmeye kalktı da oracıkta s..tiler adamı!”

SİCİLYA’YA MI?

Hocanın biri fıkra anlatmaya bayılırmış; özellikle de belden aşağı fıkralar ve espriler tabii ki… Bir gün kızlar bir karar alırlar ve hoca gene böyle espriler yaparsa sınıftan toplu halde çıkmaya karar verirler… Bu durum hocanın kulağına gider. Derse gelir ve Sicilyalı erkeklerin cinsel organının Türklerinkinden 10 cm. daha uzun olduğunu söyler… Kızlar birbirlerinin yüzlerine bakarak ayağa kalkarlar ve almış oldukları karardaki gibi sınıfı terketmek isterler, tam sınıftan toplu halde çıkarken, hoca kızlara seslenir: – “Ooo… Nereye kızlar? Sicilya’ya mı?”





NAM-I KEMAL FIKRALARI

23 07 2007

NAM-I KEMAL FIKRALARI

SIFIRDAN

Bir kadınla en çok kimin birlikte olabileceği konusunda bir yarışma yapılıyormuş, dayanırsa kadın dayanamazsa yarışmacı büyük ödülü alacakmış. Nam-ı Kemal de oradaymış. Her postadan sonra da duvara çarpı atılıyormuş. Alman başlamış 1,2,3.. tıkanmış. İngiliz başlamış 3,5,7.. o da tıkanmış. Fransız 15,20.. derken o da kalmış. Bizim Nam-ı Kemal başlamış 70,80,90 derken durmak bilmiyor. Bakmış kadın iş kötü, Nam-ı Kemal’in duracağı yok, 95.yi yaparken “yok efendim bu 94.” diye tutturmuş. Nam-ı Kemal, “Olur mu hanfendi 95 oldu, burada boşuna mı çarpı atıyoruz, sayıyoruz” dese de kadın dinlemiyor, “hayır bu daha 94.” diyormuş. En sonunda bizimki zıvanadan çıkmış: – “Başlarım şimdi çarpına da sana da, sil hepsini sıfırdan başlıyoruz.”

YÜZME BİLMEYEN TERK ETSİN

Bir gün stadyumda en çok kim boşalacak diye yarışma düzenleniyor. Önce Alman boşalıyor ve tam 2 litre çıkartıyor, spiker stadyumdaki seyircilere “2 litre” diye söylüyor. Sonra Fransız boşalıyor ve tam 5 litre çıkartıyor. Spiker “5 litre çıktı” diyor seyircilere. Bizim Nam-ı Kemal geliyor. Spikerin elinden mikrofonu alıyor ve şöyle diyor “lütfen yüzme bilmeyenler stadyumu terk etsin.”

ŞAAİR PADİŞAH

Günün birinde şair bir padişaha ilham perisi gelir ve başlar yazmaya: – “Çıktım ağaca yedim hamını mamını,….?” – “Çıktım ağaca yedim hamını mamını,….?” gerisi bir türlü gelmez. Padişah geceleri uyku uyuyamaz olur şiirini tamamlayamamıştır bir türlü. En sonunda ülkesinin bütün şairlerini sarayında toplatır ama yine nafile onlar da bu mısranın devamını getiremez. Sıra en sonunda Nam-ı Kemal´e gelir ve padişah başlar: – “Hadi Nam-ı Kemal getir şunun devamını da ne istersen vereyim sana!” – “Buyrun Padışahım…” – “Çıktım ağaca yedim hamını mamını…” Nam-ı Kemal hemen devam eder: – “Düşersen aşağı görürsün ananın *mını…”

O DIŞARIDA

Ülkenin birinde çok azgın bir kadın varmış, kimse bu kadını cinsel doyuma ulaştıramamış! En sonunda akıllara Nam-ı Kemal gelmiş olsa olsa bu işi o becerir demişler ve onu çağırmışlar.. Nam-ı Kemal´in de “Ben bu işi ancak karanlık bir odada yaparım” diye özel bir isteği olmuş.. Neticede Nam-ı Kemal ve kadın karanlık bir odada başlamışlar sevişmeye… 1 saat, 2 saat 3,5,7,10,15,20 saat olmuş ikisinde de tık yok… 24 saat sonra kadın artık pes etmeye başlamış ve seslenmiş: – “Yeter artık Nam-ı Kemal yeter, ben öldüm!” – “Ne Nam-ı Kemal´ı abla ben Recep!” – “Recep mi? Peki Kemal? O nerde?” – “O dışarda bilet kesiyo abla”

KARPUZ TAŞIMACA

Nam-ı Kemal, Japon, Alman ve İngiliz en çok kimin karpuz taşıyacağı üzerine iddiaya girerler. Jopon der ki: – “Ben iki tane taşırım.. Koltuklarımın altına birer tane alarak.” İngiliz der: – “Ben de 4 tane taşırım.. İki tane koltuk altlarıma, iki de omuzlarımın üstüne alırım.” Alman da der ki: – “Ben de beş tane taşırım..” Herkes şaşırır “nasıl taşırsın?” – “İki tane koltuk altına alırım, iki tane omuzlarımın üstüne, bir tane de önüme takarım” demiş. Sıra Nam-ı Kemal’e gelmiş, o da “9 tane taşırım” demiş.. “Nasıl?” demişler.. – “İki tane koltuk altına, iki tane omuzlarıma alırım.. Almanı da önüme takarım.”

YALANLAR

Uluslararası yalan atma yarışmasında üç ülke finale kalır, Almanya, Fransa ve Türkiye… Türkiye´yi temsilen de Nam-ı Kemal oradadır. Jüri yarışma konusunu ortaya atar: “Batan bir gemidekileri nasıl kurtarırsınız?” Önce Alman Palavracı dizer yalanları: – “Ben çok iyi bir yüzücüyümdür. Gemideki bütün insanları yarım saat gibi kısa bir sürede gide-gele, gide-gele karaya taşırım.” – “ohaaa” der Fransız ve bu sefer o başlar: – “Ben de sıçarak büyük bir ada oluştururum ve insanları o adaya çıkartarak kurtarırım!” Sıra Nam-ı Kemal’dedir oda okkalı bir yalan söyler: – “Bende de öyle bir “şey” var ki onu şöyle gemiden karaya doğru bir uzattım mı köprü olur ve bu insanları köprüden geçirir kurtarırım.” – “Çüşşş…” der Fransız, “hiç o kadar büyük şey olur mu?” Bizimki cevap verir: – “Öyle *öte böyle şey!”

YAPMA KEMAL

Bir gün Nam-ı Kemal bir yarışmaya katılmış. Yarışma en çok kadın yapma yarışı. Neyse 1. yarışmacı başlamış, spiker sayıyor: – “1,2,3,4,5,6..7…8″ 2. yarışmacı, spiker sayıyor: – “1,2,3,4,5,6,7,8..9,10…11 çok güzeeel” Neyse sıra Nam-ı Kemale geliyor, spiker sayıyor: – “1,2,3,4,5,6,7,8,9,10,11,12,13,14 oda ne Nam-ı Kemal seyircilerin arasına daldı 15,16,17,18.. Yapma Kemal…”

ZURNA

Kralın bir kızı vardır ve daha önce hiç cinsel deneyimi olmamıştır. Kral bir gün kızıyla cinsel ilişkiye girmemek şartıyla isteyenin kızıyla evlenebileceğini ilan eder. Adayların içinden Nam-ı Kemal’i seçer. Nam-ı Kemal bir süre sonra güzel kızın yanında olup da ona dokunamamaktan sıkılır. Sonunda dayanamayarak penisini çıkartır. İlk defa penis gören kız “bu ne” diye sorar Nam-ı Kemal’e; o da “zurna” diye cevap verir. Bunun üzerine kız zurnayı çalmaya başlar ve bir süre Nam-ı Kemal olayı böyle götürür. Kemal sonunda sıkılır ve bir gün kız zurnayı istediğinde onu bahçede kaybettiğini söyler.. Kız da babasına Nam-ı Kemal’in zurnasının bulunmasını istediğini söyler. Bütün saray bahçede Kemal’in zurnasını aramaya başlar, kız etrafa bakarken bir anda babasının elbisesinin altından sarkan penisi görür ve babasına “baba, baba işte zurna burda” der ve çekiştirmeye başlar. Telaşlanan kral, “kızım bırak o annenin zurnası” der..

TOPA TUTULUR

Bir gün padişah bir yarışma düzenlemiş. Kızını halkın önünde soyunduracak ve şeyi kalkmayana büyük miktarda altın verecekmiş. Ülkenin her yerinden yarışmaya katılanlar olmuş.. Tabi bir de Nam-ı Kemal.. Ama diğerlerinden daha hazırlıklı gelmiş o. Şeyini, kalkmasın diye bacağına dolamış… Yarışma başlamış. Padişahın kızı da ne öyle, güzeller güzeli.. Taş gibi bir vücudu var, dayanılacak gibi değil… Hal böyle olunca da herkesin şeyi kalkar; kurşuna dizilir, bizim Nam-ı Kemal’in bacağı kalkar; topa tutulur!

GÖSTERDİM

Kralın bir atı varmış. Bu at çok üzgünmüş ve hep ağlarmış. Atının derdine çare arayan kral, ülkeye haber salıp “atımın sağlığını yerine getireni zengin ederim” demiş. Nice doktorlar, paytarlar gelmiş ama faydasız.. Olayı duyan Nam-ı Kemal hemen kralın yanına gitmiş: – “Ben bu işi yaparım” demiş. Kral: – “Ama nasıl olur, nasıl yaparsın” demiş. – “Boşver onu, sen paradan haber ver” demiş Kemal. Neyse anlaşmışlar sonunda ve Namık Kemal atın yanına gidip kulağına birşeyler fısıldamış. Birden at gülmekten kırılmaya başlamış. Namık Kemal parasını almış, kral da mutlu olmuş. Aradan 1-2 ay geçmiş. At gülmekten yemek yiyemiyormuş. Kral Namık Kemali tekrar çağırmış: – “Bu ata birşeyler oldu ama sıkıldım artık, bunu eski haline getirirsen sana daha çok para veririm” demiş. Atın yanına giden Namık Kemal kısa sürede geri dönmüş. At ise eski halini almış ve başlamış hüngür hüngür ağlamaya. Kral dayanamayıp sormuş: – “Nasıl güldürüp ağlattın be adam?” – “İlk seferde, benimki seninkinden büyüktür, dedim, gülmeye başladı.” – “Ya ikincisinde?” – “Çıkarıp gösterdim.”





KAYSERİ FIKRALARI

23 07 2007

KAYSERİ FIKRALARI

KADIN İÇİN

Kayserili Pire Memet, istasyonda çok sıkışınca, gözü hiçbir şeyi görmez olup kadınlar tuvaletine doğrulmuş. Bir hemşehrisi önüne geçmiş: – Ne yapıyorsun, burası kadınlar için… Uçkurunu eline almış olan Pire Memet: – “Bu da kadınlar için!” deyip içeri dalmış.

ESKİ ARABA

İki tane çiftçi; biri Adanalı diğeri Kayserili, sohbet ediyorlarmış; bu arada haliyle zenginlikleriyle övünüyorlar.. Adanalı başlamış : – “Bizim orda sabah güneş doğmadan biniyoruz arabaya, akşam oluyo biz hala çiftliğin öteki ucuna yetişemiyoz” demiş… Kayserili de bunun üzerine: -Yav bizim de vardı öyle eski bi arabamız, ama geçenlerde satıp yeni modelini aldık…

BİLMECE

Kayserili, trende yolculuk etmekte… Karşısında oturan zatla tanışır. Dereden tepeden konuşurlarken: – “Gel seninle birbirimize bilmece soralım” der. “Önce ben sorayım; bilirsen ben sana bin lira veririm. Bilemezsen 10 bin liranı alırım. Sonra sen bana sorarsın; bilirsem 10 bin liranı alırım, bilemezsem bin lira veririm.” – “Tamam” der adam; “sor bakalım” – Söyle öyleyse: Üç ayaklı hayvan nerde yaşar? Öteki yolcu düşünür, bilemez: – Al 10 bin lirayı. Şimdi ben de sana aynı soruyu soruyorum: Üç ayaklı hayvan nerde yaşar? Kayserili, hiç düşünmeden, aldığı 10 bin liranın bin lirasını geri verir: – Al şu bin lirayı. Ben de bilmiyorum.

AYAK UYDURMACA

Kayserili zengin, ölüm döşeğindeymiş. “Vasiyetim var” diyerek oğullarını kızlarını başına topladıktan sonra öğüt vermiş: – Evlatlarım, size son sözüm: Devlet çalgı, siz cengi… Ayak uydurmaya bakın!

AYNI İLAÇLAR

Doktor, muayenehaneye ilk kez gelen hastadan 50 bin, sonraki muayenelerde 30 bin lira alıyordu. Bunu öğrenen Kayserili, muayeneye ilk gidişinde: – “İşte yine geldim doktor bey” dedi. Doktor soyunmasını söyledi. Muayene etti, ücretini aldı: – Sağlığınız düzeliyor. Aynı ilaçları kullanmaya devam edin!

CEHENNEM SATIŞI

Kayserili, Papa’nın cennetten yer sattığını işitince doğru Vatikan’a gitmiş. Papa’ya: – “Bazı Müslümanlar cehennemlik olduğu için” demiş, “cehennemin tapusuyla anahtarını şimdiden almak istiyorum” Uzun pazarlıklardan sonra istediği fermanı ve anahtarı elde etmiş. Bunun üzerine zengin Hristiyanlara yönelik bir reklam kampanyasına girişmiş: – Cehennemin tapusu ve anahtarı bende. Cehenneme girmek istemeyenler, benden belge alabilirler. Cennet arsalarının yarı parasına… Kayserilinin elindeki fermanı gören Hristiyanlar, cehenneme kabul edilmeyeceklerine ilişkin belge satın almaya başlamışlar. Cennet müşterileri azalınca, Papa Kayseriliyi çağırtmış: – Al şu verdiğin parayı, ver cehennemin tapusuyla anahtarını! Kayserili: – Ben cehennemi sattım, demiş. Geri almak için çok para gerekli. – Ne kadar? – Heybenin iki gözü dolusu altın. Papa, çaresizlik içinde ellerini iki yana açtıktan sonra buyruğu vermiş: – Doldurun bu Kayserilinin heybesini altınla!

COĞRAFYA

Bölük komutanı “Ali okulu”nu denetliyordu. Hasan’a sordu: – Oğlum, dünya kaç parçadır? – Beş parçadır komutanım. – Say bakalım. – Avrupa, Asya, Amasya, Tosya, Okyanusya. – Sen nerelisin? – Kayseriliyim, komutanım. – Şu haritada Kayseri’yi göster bakalım. Hasan Kastamonu’yu işaret edince: – Oğlum, orası Kastamonu. – Kayseri’nin bir mahallesi sayılır, komutanım.





GENEL FIKRALAR

23 07 2007

GENEL FIKRALAR

SOBADAKİ HİKMET

Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir heyet bir araştırma için arazide bulunmaktadır. Birden yağmur bastırır. Hemen yakındaki bir arazi evine sığınırlar. Ev sahibi bunlara bir şeyler ikram etmek için biraz ayrılır. Hepsinin dikkati soba üzerinde toplanır. Soba yerden 1 m. kadar yukarda, altındaki dizili taşların üzerindedir. Sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair bir tartışma başlar. Kimyacı, “adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamış”; fizikçi, “adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş”; jeolog, “burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan herhangi bir deprem anında sobanin taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak yangin olasılığını azaltmayı amaçlamış”; matematikçi, “sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece de odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış”; antropolog, “adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarıya kurmuş”. Bu sırada ev sahibi içeri girer ve ona sobanın yukarda olmasının nedenini sorarlar., Adam cevap verir: – “Boru yetmedi.”

ZENCİLER BEYAZLAŞTIRILIR

Bir gün Smith ve John adında iki zenci New York sokaklarında dolaşırken bir tabela görürler: “Zenciler beyazlaştırılır. Fiyat 100 dolar.” Smith’in 101 doları, John’un ise 99 doları vardır. John, Smith’e: “Sende fazla olan 1 doları bana ver birlikte girelim” der. Smith’se: “Önce ben gireyim. Eğer beyazlaşırsam sen de girersin” der ve içeri girer. Az sonra içerden beyaz bir şekilde çıkar Smith. John: “Smith ne kadar beyazlaşmışsın. Şu 1 doları ver de ben de girip beyazlaşayım.” Smith cevap verir: “Defol burdan pis zenci!”

BAYAN AJAN

İsrailli güzel casus Suriye’den dönüp İsrail Genelkurmayı’na rapor verir: – Hafız Esad’ın son saldırı planını gece masasından çaldım. Üstelik, bununla kalmayıp oğlunu da hapsettim. Generaller sevinçle haykırırlar: – Harika, oğlunu hemen bize ver, sorguya çekelim. Güzel casus üzgün bir yüzle cevaplar: – İşte bu hemen olmaz, dokuz ay beklememiz lazım…

ATEİST

Ateist bir adam bir gün ormanda geziyor ve etrafındaki güzelliklere bakıyormuş. “Evrim ne güzellikler yaratıyor!” diye düşünüp mest oluyormuş. Birden arkasında kocaman bir ayı belirmiş ve onu kovalamaya başlamiş. Adam bütün gücüyle kaçıyormuş ama her arkasına bakışta ayının daha yaklaşmış olduğunu farkediyormuş. Dakikalarca süren bir kaçışın sonunda adamın ayağı yerdeki dala takılmış, ayi adamın üzerine atlamış, pençesini kaldırmış. Tam vurmaya hazırlanırken adam “TANRIM!!!” diye bağırmış. Bir anda zaman durmuş, ayı donmuş, ormandaki nehir bile akmaz olmuş. Bir anda orman kararmış ve gökyüzünden bir ışık hüzmesi adamın üzerine parlamiş. Çok derinden gelen ilahi bir ses adama: – “Yıllarca bana inanmadın, yaratılışı kozmik bir kazaya bağladın, sana bu durumda yardım etmemi mi istiyorsun? Seni sevgili bir kulum mu saymalıyım?” demiş. Adam utanç içinde: – “Biliyorum bunca yıldan sonra dindar biri olmayı istemem haksızlık, ama belki AYIYI dindar yapabilirsiniz.” demiş. Ses: – “Peki.” diye karşılık vermiş ve ışık kaybolmuş. Nehir tekrar akmaya baslamis. Herşey eski haline dönmüş. Ayı pençesini indirmiş, iki pençesini de göğe doğru çevirmiş, ve konuşmaya başlamiş: – “Tanrım, senin rızkınla orucumu açıyorum, hamdolsun verdiğin nimetlere.”

MAÇ

Bir devrin tüm as ve klas futbolcuları cennette buluşmuş. Cennetin baş meleği de futbol meraklısıymış. Şeytanı çağırtmış: – “Cennetle cehennem arasında bir maç düzenleyelim, ne dersin?” – “Boşuna oynamayalım, biz kazanırız”, demiş Şeytan. – “Olur mu en iyi futbolcular bizde. Ne kadar da kötü futbolcu varsa sizde.” Şeytan şeytanca gülümsemiş: – “Ama bütün hakemler de bizde.”

İYİ HEYKEL

Yıllarca, iki kahraman heykeli; biri erkek, biri dişi, birbirlerine bakar durumda parkta dururlarmış, ta ki bir gün bir melek cennetten gelene kadar… – “Sizler iyi ve örnek birer heykel oldunuz, bu yüzden ben de size özel bir hediye vereceğim. Yarım saat için sizi canlandıracağım, siz de bu süre içinde ne isterseniz yapabileceksiniz!” demiş. Ve melek ellerini çırpar çırpmaz heykeller canlanmış, birbirlerine biraz utanarak yaklaşmışlar, ama sonra hızla parktaki çalılıkların arkasına koşmuşlar. Kısa bir süre sonra çalılıkların arkasından kikirdeşmeler, kahkahalar duyulmuş, çalılar sallanmış. Onbeş dakika sonra, çalılıklardan çıkmışlar, ikisinin de yüzünde geniş bir tebessüm varmış. – “Onbeş dakikaniz daha var!” demiş melek, gözlerini anlamlı anlamlı kırparak… Dişi heykelin yüzündeki tebessüm biraz daha yayılmış ve erkek heykele dönmüş: – “Harika! Ama bu sefer güvercini sen tut, ben pisliyim kafasına!”

YAMYAMLAR

Bir bilgisayar firmasında 5 tane yamyam, programcı olarak görevlendirilirler. Müdürleri onlara hitaben: – “Şimdi burada çalışabilirsiniz. Burada iyi para kazanabilirsiniz. Ama yemek yemek icin firmanın kafeteryasına gideceksiniz ve diğer çalışanları rahat bırakacaksınız” der. Yamyamlar hiç bir çalışanı rahatsız etmeyeceklerine söz verirler. 4 hafta sonra müdürleri gelir: – “Çok iyi çalışıyorsunuz. Yalnız firmadaki temizlikçi kız kayıp. Ona ne olduğunu biliyor musunuz?” diye sorar. Yamyamlarin hepsi hayır derler ve bu işle hiç bir ilgilerinin olmadığını söylerler. Müdür gidince yamyamların şefi yamyamlara döner: – “Aranızdan hangi maymun temizlikçi kızı yedi?” diye sorar. En arkadaki yamyam alçak bir sesle cevap verir: – “Ben yedim” Bunun üzerine şef söyle cevap verir. – “Ulan aptal! Biz 4 haftadır grup müdürleri, bölüm müdürleri, proje yöneticilerini yeyip duruyoruz ki kimse farkına varmasın diye, senin durup dururken temizlikçi kızı yemen şart mıydı?!”

HEYKEL GİBİ

Kadın sevgilisiyle birlikteyken kocasının eve girdiğini duyar. – Çabuk! Köşeye geç ve bir heykel gibi davran. Bu arada adamın her yerine bebek yağı sürer, üzerine de bebe pudrası serper. – Sakın kımıldama ve heykelmişsin gibi davran! … – “Bu nedir, hayatım?” diye sorar kocası kapıdan girer girmez. – O mu? Sadece bir heykel. Smith’ler yatak odaları için bir tane almışlardı. O kadar sevdim ki bir tane de ben ısmarladım… O gece heykel hakkında konuşulmaz; hatta herkes yatana kadar. Gece saat iki gibi koca kalkar ve mutfağa gider, bir kaç dakika sonra da elinde bir sandviç ve bir bira ile geri döner. – “Al bakalım” der, “bir şeyler ye. Ben 3 gün boyunca Smith’lerde idiyot gibi dikilirken kimse bana bir bardak su bile vermemişti.”

ADOLF

20. yüzyılın ilk yarısında yoksul bir adam falcıya gider. Falcı kadın fanusta korkunç geleceği görür: – Eyvah! Gelecekte milyonlarca insanın ölümüne sebep olacaksın! Adam kahrolur.. “Milyonların katili olmaktansa kendimi öldürürüm, daha iyi!” deyip tren yoluna koşar. Raya kafasını dayayacak, istikbaldeki korkunç felaketin önüne geçecektir! Ama o da ne? Raya kafasını dayamış bir küçük çocuk… Tren de 100 metre ötede ve hızla geliyor.. Hemen fırlayıp çocuğu rayın üstünden çeker.. Ufaklığı yatıştırmak için başını okşarken sorar: – Adın ne senin, söyle bakalım? – Adolf efendim…

ÖDÜL

Biri içinde 1 milyar bulunan cüzdanını kaybetmiş. Kaybettiği yerdekilere cüzdanını getirene 100 milyon vereceğini söylemiş. Daha sonra kalabalıktan bir ses daha duyulmuş: – O cüzdanı bulup bana getirene 250 milyon vereceğim!

ÖZÜR DİLERİM

Adamın biri yolda yürürken bir şişeye tekme atmış; şişeden cin çıkmış. Cin “dile benden ne dilersen” demiş, adam da “özür dilerim; bir daha olmaz abi”, demiş.

ÖN KAPI

Amerikada yaşayan ünlü bir mafya babasının karısı doğum yapacakmış. Hastaneye kaldırmışlar. Tabii ilgi o biçim. Doktorlar, hemşireler etrafında pervane. Neyse doğumhaneye almışlar. Kadın ikiz doğuracakmış. İlk çocuk gelmeye başlamış, çocuk kafasını çıkarınca etraftaki kalabalığı görür görmez hemen bağırmış: -Hey Joe, ön kapıyı tutmuşlar; arka kapıdan kaçalım!

3 DAKİKA ÖNCE

Cennetin kapısında görevli melek yeni vefat etmiş adama: – “Üzgünüm ama seni içeri alabilmem için bana hayattayken yaptığın iyi bir şeyi anlatmalısın.” Adam biraz düşünmüş ve: – “Bir grup serserinin yaşlı bir kadının çantasını almak istediklerini gördüm. Ben de kadını kurtarmak için yanlarına gittim. Başlarındaki çocuğun motorunu devirip, çocuğun yüzüne tükürdüm. Yanındakilere de yaptıklarının ne kadar yanlış olduğunu söyledim.” – “Ya bu ne zaman olmuştu?” – “Yaklaşık üç dakika önce..”

SADIK MIDIR?

Bir adam diğerine sorar: – “Köpeğinizi satın almak istiyorum ama sadık mıdır?” – “Hem de fazlasıyla sadık. Size bu konuda yüzde 100 garanti verebilirim.” – “Nasıl bu kadar emin olabilirsiniz?” – “Şimdiye kadar 5 kere sattım. Her seferinde de geri geldi.”

TORUNUNUZ ÖDESİN

Cebinde meteliği yoktu. Bir lokantanın önünde durdu, gözü vitrinde bir levhaya takıldı: “Girin ve istediğinizi yiyin. Hesabınızı torununuz ödesin.” Adam, “tam bana göre”, diye mırıldanarak içeri daldı. Havyar, ıstakoz, karides, kuzu pirzolası… Doyduğu halde ne varsa söyledi. Yemeği bitirince, çıkmak üzere hazırlandı. Fakat garson yetişip, hesap pusulasını burnuna dayamasın mı? Hem de tuzlu bir hesap… “Ama”, diye derhal itiraz etti bizimki tabii. “Kapıda hesabınızı torununuz ödesin diye yazmıyor mu?” Garson gayet nazik cevap verdi: “Yazıyor tabi efendim. Ama bu size takdim ettiğim hesap, sizin büyükbabanızın.”

BABAMI HAZIRLA

Ankara’da bir fakültede okuyan Ahmet, işi dalgacılığa vurur. Dersin dışında her konuyla ilgilidir. Yıl sonu yaklaşırken kötüye giden dersleri düzeltemeyeceğini görür. Atılacağı kesin gibidir. Annesine telgraf çeker: – “Anneciğim atılacak gibiyim, babamı hazırlayasın.” Ertesi gün cevap gelir: – “Baban zaten hazırda… Sen kendini hazırla.”

İSA-MUSA

Hırsız, gecenin yarısında bir eve girer. Karanlık koridorda, yaktığı küçük el fenerinin ışığında ilerlerken bir ses duyar: – “İsa seni izliyor!” Şaşkınlık ve korkuyla etrafına bakınan hırsız, bir yandan da evdeki değerli şeyleri aramaya devam eder. Tekrar aynı sesi duyar: – “İsa seni izliyor!” Bu kez hırsız elindeki feneri çevrede gezdirmeye başlar ve bir papağan görür: – “Bunu sen mi söyledin?” diye papağana sorar. Papağan: – “Evet, yalnızca seni uyarmak için”, der. Hırsız: – “Ne! Beni uyarmak mı! Kimsin sen? Adın ne senin?” Papağan: – “Musa”, diye cevap verir. – “Musa?” der hırsız, “hangi salak bir papağana Musa adını koyar ki!?” Kuş cevap verir: – “Bilmiyorum. Tahminimce arkanda duran dobermana ‘İsa’ adını veren salak olabilir…”

İZCİ ADAYLARI

Oymakbeyi, izci adaylarını karşısına toplamış, onlara izciliğin ilkelerini anlatmaya çalışıyordu: – “Bakın çocuklar,” dedi. “Bir izci, her gün, hiç olmazsa bir kez birine yardımcı olmalıdır. Hastalara, yaşlılara, muhtaçlara.. Her sabah okula geldiğiniz zaman size bir gün önce nasıl bir iyilik yaptığınızı soracağım. Tamam mı?” Ertesi sabah oymakbeyi çocukları toplayıp sordu: – “Söyleyin bakalım… Dün ne gibi bir iyilik yaptınız?” Bütün çocuklar, hep bir ağızdan: – “Yaşlı bir kadının karşıdan karşıya geçmesine yardım ettik efendim.” Adamcağız şaşırdı: – “Hepiniz mi?” – “Evet efendim, hepimiz birden” – “Neden?” Çocuklardan biri cevap verdi: – “Kadın karşıdan karşıya geçmek istemiyordu da, ondan efendim!”

ORMANLAR KRALI

Bir gün aslanın birinin canı çok sıkılmış, şöyle bir ormanı gezeyim tebamla eğleneyim biraz demiş. Ormanda gezerken bir devekuşu görmüş, yakalamış devekuşunu boynundan; öteki pençesiyle de “Şak, Şak, Şak” diye üç tokat atmış hayvana, “söyle bakalım!” demiş, “kim bu ormanın kralı?”, devekuşu ürkekçe “Sensin aslan abi” demiş, “tabi benim” demiş aslan ve “Şak, Şak, Şak” diye üç tokat daha atıp fırlatmış hayvanı. Derken aslanın karşısına bir kurt çıkmış, tutmuş kurdu boynundan; “Şak, Şak, Şak” diye atmış tokadı, “Söyle” demiş, “kim bu ormanın kralı”, kurt da ürkek “sensin aslan abi” demiş, aslan da “tabi benim” demiş, “Şak, Şak, Şak” diye üç tokat daha atmış, fırlatmış bir kenara. Derken bu defa aslanın karşısına bir fil çıkmış, tam korkarak kenardan sıyrılacağı sırada kurtla devekuşu gelip “sen bu ormanın kralı değil misin aslan abi? koş yakala şu hayvanı” demişler. Bu gazı yiyen aslan koşmuş tutmuş fili “Şak, Şak, Şak” diye patlatmış tokadı ve hemen sormuş “söyle bakalım; kim bu ormanın kralı?”. Filin kafası bir atmış, tutmuş hortumuyla aslanıyla “Pat, Pat, Pat” diye üç kere yere çarptırıp fırlatmış atmış. Aslan yerden zorlukla kalkıp elleriyle üstünü silkerken, file dönmüş ve şöyle demiş “Bilmiyorsan bilmiyorum de kardeşim..”

SERSEM KARDEŞ

Adam bürosuna gelir gelmez sekreterine kendisini arayan olup olmadığını sormuş. Sekreter bir beyin geldiğini ancak adını söylemediğini belirtmiş. Adam “O sersem kardeşim olmalı” diye söylenince sekreter: – “Olabilir efendim. Çünkü size çok benziyordu..”

SEN İÇMEYECEK MİSİN?

Bir kadınla bir adam ayrı ayrı arabalarında giderlerken çarpışırlar. İkisinin de arabası mahvolur ama şans eseri ikisi de hiç yara almadan kurtulur. Arabalarından sürünerek çıkarlar ve kadın adama bakıp: – “Çok ilginç! Sen erkeksin ben de kadın. Arabalarımız mahvoldu ama ikimize de hiçbir sey olmadı. Bu belki de tanışıp, dost olup, hayatımızın sonuna kadar huzur içinde birlikte yaşamamız için bir işarettir?”, der. Müthiş heyecanlanan adam: – “Evet, galiba haklısın” diye cevap verir. Şaşkınlıkla “Bak, arabam hurdaya döndü ama bir şişe şarap sapasağlam. Bu kesin bir işaret. Bu şarabı içip şansımızı kutlamalıyız” diye devam eden kadın, şarap şişesini adama uzatır. Adam şişeyi alır, açar ve yarısını içip kadına verir. Kadın hemen şişenin mantarını kapatıp adama geri uzatır. Bunun üstüne adam sorar: “Sen içmeyecek misin?” Kadın cevap verir: “Hayır, ben polisi bekleyeceğim!”

AT YELLENİR

Bir gün (Yıldırım Akbulut’un başbakanlığı zamanında) Akbulut ile Margaret Thatcher at gezisine çıkarlar. Yolda giderken birden Tatcher’ın atı yellenir. Tabii Thatcher utancından yerin dibine girer. Hemen Akbulut’tan özür dilemeye başlar. Bizim Akbulut da şaşırır: – “Aaa, siz mi yapmıştınız? Ben at yaptı sandıydım.”

TOPAL

Adamın biri bir gün meyhaneden çıkmış tabii kafası da iyi. Yolda bir ayağı kaldırımda bir ayağı da yolda yürüyormuş. Adamın biri bunu görüp yanına yaklaşmış. Ve de merakını gizleyemeden sormuş. – “Ya hemşerim, niye bir ayağın asfaltta bir ayağın kaldırım da yürüyorsun? Bir yerde yürüsene?”, demiş. Adam da ona: – “Allah razı olsun hemşerim sana. Ben de acaba ne zaman topal oldum diye düşünüyordum.”

SIKARMIŞ

Mafya babası haraçlarını toplaması için yeni bir tetikçi buldu. Seçtiği adam sağır ve dilsizdi. Çünkü baba, bu tetikçi yakalanırsa polise fazla bir şey anlatması mümkün olamaz, diye düşünüyordu… Baba, bir gün ödemelerin geciktiğini fark etti ve tetikçiyi odasına aldırttı, bir de işaret dilini bilen tercüman buldular. Tercüman işaretle sordu: – “Para nerde?” Sağır dilsiz işaretle yanıt verdi: – “Ne parası? Benim paradan maradan haberim yok. Neyden bahsettiğinizi anlamıyorum.” Tercüman tercüme etti: – “Neyden bahsettiğinizi anlamıyormuş…” Baba 38′liği koltuk altından çekip sağır dilsizin beynine dayadı: – “Şimdi sor bakalım, para nerede?” Tercüman işaretle sordu: – “Para nerede?” Sağır dilsiz kan ter içinde işaretle yanıt verdi: – “Şehir merkezindeki parkta, büyük heykelin olduğu kapıdan girince soldan 3. ağacın kovuğunda yüz bin dolar var.” Baba öfkeyle gürledi: – “Ne dedi?” dedi Baba. Tercüman yanıtladı: – “Dedi ki, hala neyden bahsettiğinizi anlamıyormuş, ayrıca o tetiği çekmek de biraz sıkarmış..”

İÇİNCE SAPITIYORSUN

O gün barda her şey sakindi, piyanist beylik parçalarından birini çalarken millet masalarda pokerin tadını çıkartıyor, bir yandan da viskilerini yudumluyordu, derkeen, içeriye bir adam geldi ve bara yaklaşıp: – “Hey barmen, herkese benden bir viski, sen de iç bir tane.” Barmen bardakları parlattığı kirli bezini bırakıp bu yağlı müşterinin isteğini memnuniyetle yerine getirdi, bir bardak da kendi içti. Bu iş bir kaç tur gerçekleştikten sonra barmen artık parayı isteyince adam: – “Ne parası barmen sen verdin biz içtik”, dedi Bunun üzerine barmen adamı bir guzel patakladıktan sonra kapı dışarı etti. Ertesi gün aynı adam gene aynı bara gelir: – “Hey barmen, herkese benden bir viski, ama sana yok viski, sen içince sapıtıyorsun.”

25 CENTE

Bir Türk Amerika’ya gezmeye gider. Sokakta dolaşırken tuvaleti gelir. Koştura koştura umumi bir tuvalet bulur. Kendini bir an önce içeri atmak ister fakat kapıdaki adam 25 cent ister. Bizimki sıkışa sıkışa 25 cent’i verir içeri dalar. Zart zurt sesleri ile ihtiyacını giderirken yaparken yandan da “yavaş be adam” diye bir ses gelir.. Meğer yanda da bir Türk vardır. İşini bitirip dışarı çıktıktan sonra yandakiyle karşılaşır ve lafı yapıştırır: – “Be adam 25 cent’e Mozart’ı mı dinleyeceğini sanıyordun?”.

BENİMKİ DAHA İYİDİR

İki bacaksız karşı karşıya geçmiş, kimin babası kimi döver, onu tartışıyorlarmış. Bir tanesi bağırmış: – “Bİ KERE BENİM BABAM SENİN BABANDAN DAHA İYİDİR!” Diğeri altta kalır mı, o da bağırmış: – “BENİM ANNEM DE SENİN ANNENDEN DAHA İYİDİR!” Bunu duyunca bizimkisi duraklamış: – “Hmmm… Sanırım haklısın. Çünkü benim babam da aynı şeyi söylemişti.”

RAHİBE TERESA

Bunalıma giren rahip, ruh doktoruna gitti. Doktor, uzun uzun dinledi ve tedaviyi söyledi: – “Birkaç gün için, üzerinden bu elbiseleri çıkar… Alelade insanlar gibi giyin. Büyük şehre git. Keyfince yaşa..” Rahip atladı gitti Londra’ya… Güzel yemekler yedi, güzel filmler, müzikaller izledi. Sonunda bir gece bir üstsüzler barına uğradı. Masanın başına, bikinisinin sadece altını giymiş olan bir harika sarışın geldi: – “Ne içersiniz peder?” Rahip panikledi: – “Nereden anladınız?” diye sordu telaş içinde. – “Bakın” dedi garson kız. “Ben Rahibe Terasa. Benim doktorum da aynı.”

BENDE BUNLARI UNUTACAĞIM

Bir uçak Afrika’nın balta girmemiş ormanlarının üzerinden geçerken düşer. Uçak küçük bir nakliye uçağıdır ve sadece Amerikalı pilot kurtulur. Ormanda yaşayan bir zenci kabile bu pilotu bulur. İyileştirir ve pilot gel zaman git zaman bu kabilenin içinde yaşamaya alışır. Derken yıllar geçer ve kabilede çocuklar beyaz ve sarışın doğmaya başlar. Bir, iki… Kabile şefi bakmış ki bu iş böyle olmayacak pilotu karşısına alıp konuşmaya karar verir. Pilotu çağırır ve sorar: – “Nedir bu, yani sen geldikten sonra çocuklarımız beyaz doğmaya başladı?” der şef. Pilot da kendini savunmak için şöyle der: – “Sayın şefim siz burada ormanların içindesiniz bilmezsiniz, doğal seleksiyon denen birşey var yani canlılar zaman geçtikçe özelliklerini değiştirir. Mesela şu atı ele alalım; bakın at çok güzel beyaz bir at, ama yavrusu siyah olmuş?” Şef bir ata bakar, bir yavrusuna, bir de pilota ve şöyle der: – “Tamam sen onu unut, ben de bunları unutacağım.”

SİVİLCELER

Neredeyse dümdüz denecek kadar küçük göğüslü bir kadın, eninde sonunda kendine bir sütyen almaya karar vermiş ve bir iç çamaşırı mağazasına girmiş. Satıcı kıza sormuş: – “50 beden sütyeniniz var mı?” Tezgahtar kız kahkahalarla gülmeye başlamış ve kadın büyük bir hayal kırıklığı içinde başka bir mağazanın yolunu tutmuş. Yine aynı şekilde aşağılanarak reddedilmiş. Kadının morali o kadar bozulmuş ki, son kez ve bütün cesaretini toplayarak bir grosmarket’in kapısından içeri girmiş ve önüne çıkan ilk görevlinin karşısında bluzunu yırtarak: – “BUNLARA İYİ BAKIN! BUNLAR İÇİN BIR ŞEYİNİZ VAR MI!” diye bağırmış. Adam bir gördüklerine bir kadına bakmış ve cevap vermiş: – “Hanımefendi, sivilceler için ürünlerimiz 4. reyonda…”

BİRAZ DAHA SALLARSANIZ

12 yaşında bir çocuk bir kadına tecavüz etmekten yargılanıyormuş. Üstelik çocuğun avukatı da bayanmış. Mahkemede bayan avukat, çocuğun pipisini dışarı çıkarıp eline almış ve sallayarak: – “Hakim bey, bu çocuk bu ufacık pipisiyle bu kadına nasıl tecavüz edebilir?” Tam bu sırada çocuk avukatın kulağına eğilerek fısıldamış: – “Avukat hanım biraz daha sallarsanız davayı kaybedicez!”

DAĞCILAR

Biri normal konuşan, diğeri kekeme olan iki arkadaş, bir dağa tırmanıyorlarmış. Tırmanış sırasında kekeme olan sürekli bir şeyler söylemeye çalışmış ama diğeri hep “yukarıda söylersin” diye geçiştirmiş. Yukarıya çıktıklarında kekeme güç bela konuşmuş: -”Mmmm… mallll… malllzzemeee… mallzzemeeleerri… aşş… aşşaaddaa… unutt… unutttukk…” Başlamışlar aşağı inmeye. Kekeme yine bir şeyler söylemeye çalışıyormuş ama diğeri bu sefer de: -”Aşağıda söylersin” diyormuş. Aşağı inmişler, kekeme yine konuşmuş: -”Aaa… abbbbii… Şşşaaa… şşşaakaa… yaappp… tımmmm…”





EVLİLİK FLÖRT FIKRALARI

23 07 2007

EVLİLİK FLÖRT FIKRALARI

ECZACI BABA

Kız erkek arkadaşını arayıp akşam yemeğe davet etmiş. Hem ailesiyle tanıştıracak, hem de ailesi dışarı çıktıktan sonra erkek arkadaşıyla birlikte olacakmış. Çocuk kız arkadaşının evine gitmeden önce bir eczaneye uğrar. Eczacıya: – “Bana prezervatif verir misiniz?”, der; eczacı da ne yapacağını sorar. Çocuk da kız arkadaşının evine gideceğini, kızın ailesi gittikten sonra birlikte olacaklarını söyler. Akşam yemek yemek için masaya otururlar. Yemekten önce dua edilir herkes yemeğe başlar ama çocuk hala dua ediyordur. Kız çocuğa, “ben senin bu kadar dindar olduğunu bilmiyordum”, der. Çocuk da kıza: – “Ben de senin babanın eczacı olduğunu bilmiyordum!!!”

NİYE ZEHİRLEYEYİM Kİ?

“Bak karıcığım, ben ölmek üzereyim. Ölmeden önce sana bir itirafta bulunacağım. Seni aldattım, hem de bu evde senin yatağında.” der… “Biliyorum” der kadın da, “Yoksa seni niye zehirlerdim ki?”

BAŞIM AĞIRMIYOR Kİ

Karı koca oturmuş televizyon izlerken, erkeğin canı sevişmek ister. Gider mutfaktan bir bardak su ile iki aspirin getirir, karısına uzatır: – “Al karıcığım, sana su ve aspirin getirdim!” – “Neden hayatım? Başım ağrımıyor ki?” – “Allaha şükür!”

BABADA KALACAKTIR

Boşanma davasında kadın, hakime talebini gerekçesi ile açıklamış: – “Sayın hakim, çocuğun bende kalmasını istiyorum. Onu dokuz ay karnımda taşıdım.” Hakim kocaya sormuş: – “Karınızı duydunuz. Bir diyeceğiniz var mı?” Adam “Var tabii” demiş ve anlatmış: – “Sayın hakim. Farzedelim ki canınız bir kutu soğuk kola istedi. Makineye parayı attınız ve kola geldi. Şimdi bu kola makinenin midir, yoksa parayı deliğe atanın mı?” Hakim sekreterine dönmüş: – “Yaz kızım. Çocuk babada kalacaktır…”

POSTACI NE İYİ ADAMDI

Adam bakmış, küçük oğlu Hz. İsa’nin resmi önünde dua ediyor. – “Tanrım anneme, babama, büyük babama uzun ömür ver. Güle güle anneanne…” Bir anlam verememiş bu duaya… Ancak ertesi gün acı haber gelmiş. Anneanne sizlere ömür… Ertesi hafta adam bakmış çocuk yine duada: – “Tanrım anneme babama uzun ömür ver. Güle güle büyükbaba…” Ertesi gün büyük baba da ölmüş… Bir hafta sonra adam bakmış küçük çocuk yine duada: – “Tanrım anneme uzun ömür ver. Güle güle baba…” Adam ertesi sabah bir hastaneye gitmiş yatmış. Tetkikler, tahliller, kalp elektrosu, röntgen çekimleri… Sapasağlam. Bakmış karısı iki gözü iki çeşme ağlıyor. – “Ne oldu hanım?” – “Bizim postacı”, demiş hanım. “Ne iyi adamdı. Bugün haber aldım. Ölmüş!”

SENİ SEVİYORUM

10 kişiyi öldürmekten ömür boyu hapis mahkumu olan adam hapisten kaçar. Kaçarken önüne çıkan bir eve girer ve yataklarında uyumakta olan bir çifti esir alır. Adamı bir sandalyeye, kadını da yatağa bağlar. Bir an etrafına bakınıp kadının üstüne atlar ve boynunu öpmeye başlar. Aradan bir dakika bile geçmez, mahkum yeniden ayağa fırlar ve odayı terkeder. Bunun üzerine adam karısıyla konuşmaya başlar: – “Sevgilim, bu adam yıllardır kadın görmemiş. Boynunu nasıl öptüğünü gördüm. Sanırım geri gelince seninle birlikte olmak isteyecektir. Aman ne derse yap, onu sinirlendirme, sadece memnun olmasını sağla ki burdan sağ çıkabilelim. Unutma ki hayatımız buna bağlı. Dayanıklı ol ve unutma, seni seviyorum!” Kadın bu sözler üzerine gülümser ve sakince konuşur: – “Haklısın sevgilim bu adam yıllardır kadın görmemiş ama o sırada benim boynumu öpmüyor, kulağıma senin çok yakışıklı olduğunu, seni çok beğendiğini söylüyordu. Hemen ardından da bana vazelinin banyoda olup olmadığını sordu. Dayanıklı ol ve unutma, ben de seni seviyorum!”

SADECE YAĞMUR YAĞINCA

Kadın kocası işteyken sevgilisini eve çağırıyor, ikisi yatakta zevk dolu saatler geçirirken birden kapı çalıyor, bir de bakıyolar kocası eve erken gelmiş… Kadın panik içinde: – “Allahım bu nerden çıktı şimdi! Çabuk al topla kıyafetlerini, camdan atla kaybol!” Adam pencereden aşaği bir bakıyor: – “Hayır atlayamam, deli misin, nasıl yağmur yağıyor görmüyor musun!” Kadın deli gibi koşturuyor: – “Kocam bizi burda yakalarsa ikimizi de öldürür, atlamak zorundasın, hadi, çabuk çabuk!” Böylece adam çaresiz, kıyafetlerini kaptığı gibi camdan atlıyor. Ayağa kalkıp bir de etrafa bakıyor ki bir maratonun tam ortasına dalmış. Bozuntuya vermeden yarışçılarla koşmaya başlamış. Tabi çırılçıplak ve pantolonu gömleği elinde koşan bir tek kendisi olduğu için dikkat çekiyor… Koşuculardan biri soruyor kendisine: – “Siz hep çıplak mı koşarsınız?” – “Ah evet evet… Rüzgarın çıplak tenime değmesi kadar güzel bir duygu yok.” – “Ama çıplak koşarken de kıyafetlerinizi hep elinizde mi taşırsınız?” – “Yaaa öyle… Koşu bitince arabama biner, giyinir, eve giderim diye.” – “Gerçekten çok ilginç… Peki koşarken hep prezervatif de takar mısınız?” – “Aaa.. şeyy.. sadece yağmur yağdığı zaman…”

GRAVAT

Yeni evlenen bir çift ilk gecelerini geçirmek için bir otele gitmişler. Adam kadına: – “Sen hazırlan ben geliyorum” demiş. Adam banyoya girmiş ve kahkaha atmaya başlamış. Kadın şaşırmış: – “Bu daha ilk gece, şimdi sormayayım daha sonra sorarım” demiş. Aradan yıllar geçmiş, çift evlilik yıl dönümlerini kutlamak için ilk gecelerini geçirdikleri otele gitmeye karar vermişler. Adam yine banyoya girmiş. Kahkaha atmaya başlamış. Kadın “bu sefer sorucam” demiş. – “Sen ilk gecemizde de böyle gülmüştün, ne oluyor içerde?” demiş. Adam: – “Yirmi sene önce gravatıma işemiştim şimdi paçama işedim”, demiş





DOKTOR FIKRALARI

23 07 2007

DOKTOR FIKRALARI

TEYZESİYİM

Çekici bir genç kadın, çok zayıf bir bebeği doktora kontrole götürür. Bebeğe bakan doktor: – “Bu çocuk iyi gıda almıyor”, der ve kadına dönerek: – “Lütfen soyununuz”, diye rica eder. Soyunan kadının göğüslerini iyice kontrol eden doktor: – “Düşündüğüm gibiymiş hanımefendi” der, “sizin hiç sütünüz yok.” Kadın: – “Tabi olmaz doktor bey”, der. “Ben çocuğun teyzesiyim…”

ÇETİNİM

Ameliyathane kapısında dört dönen adama, hemşire müjdeyi vermiş: – “Beyfendi bir oğlunuz oldu!” Adam sevinçle haykırmış: – “Yaşasın, ismi Çetin olacak, oğlum benim!” Hemşire biraz yüzünü ekşiterek adamın yanına gelmiş ve: – “Ancak Çetin’in bir kolu yok”, demiş. Adam üzülerek: – “Olsun ben Çetin’im için herşeyi yaparım, onu gösterin bana”, demiş. Bunun üzerine hemşire: – “Ama Çetin’in diğer kolu da yok”, demiş. Adamın afallaması sürerken hemşire sayıvermiş: – “Ve Çetin’in bacakları da yok , üstüne üstlük gövdesi de yok…” Adam dayanamamış: – “Yeteeer, Çetin’imi gösterin bana” diyerek ameliyathaneye dalıvermiş. Ameliyat masasının başına geldiğinde bir bakmış ki Çetin sadece bir gözden ibaret. Adam dumura uğramış bir halde: – “Çetin’im Çetin’im” diyebilmiş. Bunun üzerine ameliyatı yapan doktor adama yaklaşmış elini omzuna atarak: – “Beyfendi Çetin sizi göremez, o maalesef kör”, demiş..

ÖKSÜREMİYORUM

Adamın biri çok kuvvetli öksürüyormuş, doktora gitmiş derdini anlatmış. Doktor da adama yanlışlıkla öksürük ilacı yerine müshil ilacı vermiş ve demiş ki: – “Bir hafta boyunca yemeklerden sonra iç ve yanıma gel.” Adam bir hafta sonra gelince doktor: – “Öksürüğün nasıl oldu?”, deyince adam da: – “Cesaret edip de öksüremiyorum ki!”

AYARINI YAPMADAN

Diş hekiminin odasına giren genç ve güzel kadın: – “Ah doktorcuğum”, dedi. “Bu dişi çektirmektense, çocuk doğurmayı tercih ederim.” Doktor: – “Öyleyse koltuğun ayarını yapmadan önce kararınızı verin.”

2 SOSİSLİ 2 SADE

Bir doktor, hemşiresi ile buluşmalara başlar. Bu buluşmalardan kısa bir süre sonra, hemşire gelir ve hamile olduğunu söyler. Fakat doktor, bu olayı karısının duymasını istemediğinden, hemşireye bir miktar para verir; İtalya’ya gitmesini ve çocuk doğana kadar orada kalmasını ister. Hemşire, “Bebeğin doğdugunu sana nasıl haber vereceğim?” diye sorar. Doktor da; “Bana hemen bir kart gönder ve arkasına “spagetti” diye yaz. Ben durumu anlarım. Başka bir açıklama yapmana gerek yok” der. Hemşire parayı alır ve uçağa binip İtalya’ya gider… Altı ay kadar sonra, bir gün doktorun karısı evden arar ve doktora: – “Sevgilim, bugun postadan senin adına İtalya’dan postalanmış ilginç bir kart geldi. Fakat ne anlama geldiğini anlayamadım…” der. – “Peki karıcığım, ben akşama eve gelince sana gerekli açıklamayı yapacağım” der doktor ve telefonu kapatır. O akşam doktor eve geldiğinde; kartı alır okur ve kalp krizinden olduğu yere düşer. Acil yardım ve tibbi mudahelelerin sonunda doktor kendine gelir ve biraz rahatladıktan sonra acildeki doktorlar adamın elinde hala sıkı sıkıya tuttuğu kartı alır ve okurlar… “Spagetti, spagetti, spagetti, spagetti… İkisi sosisli; ikisi sade!”

YA BUNADI YA AIDS

Doktor Temel, Cemal’in karısını muayene etmiş: – “Karın ya bunuyor ya da AIDS.” – “Nasıl anlayacağız?” – “Ankara’ya götür bırak, kendi kendine donecek olursa onunla yatağa girme.”

ERKEN BOŞALMA

Adamın biri doktora gitmiş: – “Doktor bey benim erken boşalma sorunum var…” Doktor: – “Oooo. Ne kadar iyi, benim de zaten fazla zamanım yoktu!”

DÜZELTENE KADAR

Kadın oğlunu doktora götürmüş. “Oğlum yürüyemiyor” demiş, “gözü görmüyor, sağır ve dilsiz, akli dengesi de bozuk. Size getirdim”. Bir kadına, bir de çocuğa bakmış doktor: – “Soyunun”, demiş. – “Ne soyunması” demiş kadın, “hasta olan ben değilim, oğlum…” – “Biliyorum da” demiş doktor, “onu düzeltene kadar yenisini yapmak daha kolay.”

KEDİ ATLADI

Doktorun telefonu geceyarısı deli gibi çalıyor. Doktor gidip açıyor, karşısında telaş içinde bir adam: – “DOKTOR! Hemen gelmelisiniz! Eşim duştan çıktı, havlusunu yere düşürünce almak için eğildi, tam o anda poposundan içeri bir fare girdi!” Doktor: – “Tamam sakin olun. Poposuna doğru bir parça peynir tutun bekleyin, ben geliyorum”, der ve arabasına atladığı gibi adamın evine gider. İçeri girince ne görsün, adam kadının arkasına eğilmiş, elinde peynir yerine bir balık! – “Ben size ne dedim?” demiş. “Peynir dedim ama bu balık da nerden çıkıyor?” Adam kan ter içinde: – “Dediğinizi yaptım doktor” demiş. – “Ama fare tam kafasını uzatmıştı ki kedi onu avlamak için atıldı…”

BABA’YI KURTARDIM

Yeni uzman olmuştu. Kasabada muayenehane açtı. Birkaç gün sonra biri geldi, onu doğuma çağırdı. Ertesi gün eve dönen doktoru, karısı merakla karşıladı: – “Nasıl oldu” – “Ah sorma, iyi değil. Çocuk ters geliyordu. Forsepsle almak zorunda kaldım. Fakat bir türlü çıkmadı, parçalandı. Bir saat sonra da annesi öldü.” – “Vah vah, zavallı baba kimbilir ne kadar perişandır?” – “O da öldü.” – “Anlayamadım… Nasıl o da öldü?” – “Forsepse dayanmış, bütün gücümle çekiyordum. Çocuğun bacağı kopunca bütün ağırlığımla arkaya düştüm. Adamcağız arkada duruyormuş. Başı duvara çarptı, beyin kanamasından öldü.” Bir hafta sonra doktoru yine doğuma çağırdılar. Geç saatte yorgun argın dönünce, karısı: – “Doğum nasıl oldu?” diye sordu. Doktor: – “Gelişme var karıcığım. Bugün babayı kurtardım.”

ÖNLEM ALSAK İYİ OLUR

Hastanenin çocuk hastalıkları servisine yeni tayin olan genç hemşireye servis şefi olan doktor sordu: – “Çocuk sever misiniz?” Hemşire yavaş sesle: – “Severim doktor bey. Ama biz yine de önlem alsak daha iyi olur…”

DİKKATLİ OLUN

Tıp Fakültesi birinci sınıfta, profesör öğrencileri kadavranın başında toplamış ve “arkadaşlar” demiş “birinci kural; kadavradan iğrenmeyeceksiniz, mideniz bulanmayacak” der ve hemen kadavranın arkasını çevirir, parmağını kadavranın kıçına sokar ve sonra da ağzına götürüp yalar, tüm öğrenciler de iğrenerek bakarlar ama çare yoktur; hepsi de aynı hareketi tekrarlar. Bütün sınıf aynı işlemi yaptıktan sonra profesör yeniden kadavranın başına geçer ve “arkadaşlar” der; “ikinci ve en önemli kural, kesinlikle çok dikkatli olacaksınız, asla en küçük bir ayrıntıyı bile atlamayacaksınız… Mesela az önce ben işaret parmağımı kadavranın kıçına sokup, orta parmağımı ağzıma götürdüm ama hepiniz bunu atladınız…”





DELİ FIKRALARI

23 07 2007

DELİ FIKRALARI

ARMUTLARI TOPLUYORUM

Bir gün tımarhane görevlilerinden biri bahçede gezerken iki deli görmüş. Bakmış ki delinin biri ağacın üstünde; biri ise ağacın altında. İkisi de bir şeyler yapıyormuş. Aşağıdakine sormuş: – “Yukarıdaki ne yapıyor?” – “Şu yukarıdaki mi? Sen buna bakma, salak işte. Ceviz ağacından armut toplamaya çalışıyor.” – “Peki ya sen burada ne yapıyorsun?” – “Ben de düşen armutları topluyorum.”

KURUSUN

Bir gün doktorlar, tımarhanede yaptıkları araştırmada en akıllı deliyi seçeceklermiş. Bir gün delilerden biri bahçede bulunan havuza düşmüş ve boğulmak üzereymiş. Delilerden biri havuza düşen arkadaşını kurtarmaya çalışmış. Bunu gören doktorlar arkadaşını kurtaran deliyi yanlarına çağırmışlar ve “seni en akıllı seçiyoruz” demişler. Doktorlardan biri: “Peki kurtardığın arkadaşını çağır da sana teşekkür etsin” demiş. Deli: “Gelemez ki!” Doktor: “Neden gelemezmiş?” Deli: “Çünkü kuruması için onu astım!”

BURADA BEKLİYORUM

İki deli oturuyormuş, birisi aniden ayağa kalkmış ve yürümeye başlamış. Oturan deli sormuş: – “Nereye?” – “Seni aramaya..” – “İyi.. Çabuk gel, ben seni burda bekliyorum..”

ŞİŞELERİ GETİRDİM

Akıl hastanesinde bir gün, bir deli hasta bakıcıyı yanına çağırır. “Bana çabuk 5 şişe kola getir” der. Hasta bakıcı buna kızar ve hastaya beş tokat atar ve “al işte kolalarını” der. Aradan zaman geçtikten sonra yine aynı hasta, bakıcıyı yine çağırır. Bu sefer hasta; hasta bakıcıyı tokatlar. Bakıcı, “ne oluyor?” der. Hasta cevap verir: – “Şişeleri getirdim abi.”

KAÇANLARI YİYELİM

Akıl hastanesinden iki deliyi salıvereceklermiş. Doktorlar kendi aralarında “şunlara son bir test yapalım da görelim akılları başlarına gelmiş mi?” demişler. Bunun üzerine iki deliyi bir masa başına çağırmışlar. Masanın üzerine bir kavanoz dolusu siyah zeytin, bir kavanoz dolusu da canlı hamamböceği dökmüşler ve: – “Buyrun beyler, yiyiniz.” demişler. Delilerden bir tanesi hemen zeytinlere saldırmış, öteki araya girmiş: – “Önce kaçanları yiyelim, öbürleri nasıl olsa duruyor!”

TENEFÜS

Bir uçakta tam yedi deli varmış… Bunlardan sadece uçağı kullanan birinci pilot normalmiş.. İkinci pilot da deliymiş.. Durgun ve normal hava şartlarında yolculuk yaparlarken birden bire uçağın sağa ve sola yattığını hisseden birinci pilot şaşkınlıkla ikinci pilota sorunun ne olduğunu sormuş; o da, “sanırım bu dengesizlik içeriden delilerden geliyor” diye cevap vermiş. Birinci pilot, ikinci pilota emir vermiş: “o zaman git ve rahat durmalarını söyle!”. Bunun üzerine delilerin yanına giden ikinci pilot onları susturmayı başarmış. Birinci pilot ikinci pilota “nasıl susturdun” diye sorduğunda; “ben öğretmen oldum, onlar öğrenci oldular.. uçağın imdat zilini çaldım şu an tenefüsteler..” diye cevap vermiş.

NE BİLEYİM

Akıl hastanesinde koğuşları gezen başhekim, bir delinin oturmuş, birşeyler yazdığını gördü: – “Kolay gelsin ne yazıyorsun?” – “Mektup yazıyorum efendim.” – “Yaaa..Kime yazıyorsun?” – “Kendime..” – “Peki ne yazılı mektupta?” – “İlahi doktor bey, deli misiniz siz.. Mektubu daha almadım ki içinde ne yazdığını bileyim?”

PROVASINI YAPTIK

İki deli bir gün deliler hastanesinden kaçmışlar. Kimse bu delileri bulamamış. Doktorlar ümitlerini kestikleri an deliler çika gelmiş. Doktorlar hayretle “niye geldiniz?” demişler.. Deliler: – “Yarın kaçacağız da, onun provasını yaptık.”

KARIŞTIRMADIN

İki deli havuzun başında oturuyorlarmış. Biri kalkıp havuza şeker atmış. Havuzdan bir yudum almış ve tükürmüş. Arkadaşına: – “Havuza şeker attım ama tatlı olmadı..” demiş. Arkadaşı: – “Karıştırmadın ki salak!”

HATIRLAMIYORUM

Deliler hastanesinde bir deli arkadaşına peygamber olduğunu söyler, arkadaşı da ona inanmaz. – “Oğlum” der, “kafayı yedik de bu kadar da değil.” Daha sonra bir diğer arkadaşının yanına gider ve der ki: – “Hasan peygamber olduğunu iddia ediyor”. Bunun üzerine diğer arkadaşı: – “Yalan, çünkü ben öyle bir peygamber gönderdiğimi hatırlamıyorum.”

KURMADAN YÜZERMİ?

Deli, saatini hastane bahçesindeki havuza atmıştı. Bunu gören arkadaşı: – “Niye attın saati havuza,” demiş. – “Nasıl yüzdüğünü görmek için…” – “Peki, kurdun mu?” – “Hayır.” – “Enayi, kurmadan yüzer mi?”

KAPI KİLİTLİ

Bir akıl hastanesinde deliler iyileşmiş mi, diye bakıyormuş doktorlar. Doktorlar duvara kapı çizmişler. Bütün deliler bu kapıya çarpıyorlarmış. En son bir deli kapının üzerine yürümemiş. “Neden geçmiyorsun?” demişler. “Tabi kapıyı kilitlediniz, anahtarı da aldınız; biz içeriye giremiyoruz.” demiş..

SAPAN YAPACAĞIM

Adamın biri aklını sapanla bozmuş. Nerde bir karış lastik bulsa hemen sapan yapıp evlerin camına taş atıyormuş. Sonunda akıl hastanesine kapatmışlar. Gel zaman git zaman adam bir gün başhekimin odasına gitmiş “ben artık akıllandım, beni çıkarın” demiş. Başhekim: – “Peki seni çıkarırsak ne yapacaksın?” – “Evleneceğim.” – “Evlenince ne yapacaksın?” – “Gelini alıp gerdek odasına getireceğim.” – “Sonra?” – “Önce duvağını sonra gelinliğini çıkaracağım…” Doktor heyecanlanmış: – “Sonra, sonra?” – “Sonra sütyenini çıkaracağım..” – “Eee sonra?” – “Sonra külotunu çıkaracağım..” Doktor iyice heyecanlanmış artık: – “Anlat ,anlat sonra?” – “Külotunun lastiğini çıkarıp sapan yapacağım…”

ANLATMADAN ANLATMAYA

Başhekim bir gün deliler hastanesinde hastaları ziyarete çıkar ve bir köşede delilerin kendi aralarında bir rakam söyledikten sonra güldüklerini görür ve sorar: – “Neden söylediğiniz her rakamdan sonra gülüyorsunuz diye?” Delinin biri cevap verir: – “Biz der bütün bildiğimiz fıkralara numara verdik.. 5 dediğimiz zaman 5 numaralı fıkra aklımıza geliyor gülüyoruz; 8 deyince 8 numaralı fıkra aklımıza geliyor, gülüyoruz”, demiş. Başhekim “bir de ben söyleyeyim o zaman”, demiş. “5″, demiş çıt yok, “7″ demiş çıt yok.. Bakmış çıt yok; sormuş “ben söyleyince neden gülmüyorsunuz?” Delinin biri cevap vermiş: – “Başhekimim anlatmadan anlatmaya fark var…”

BİR KEDİ DAHA

Akıl hastanesinden kaçan iki deli, karşıdan gelen bekçiyi görünce iri gövdeli bir çınarın arkasına saklandılar. Bekçi, onların ayak seslerini işitmişti. Sordu: – “Kim o?” İçlerinden biri kedi gibi miyavladı. Bu başarılı miyavlamadan sonra bekçi yürüyüp gidiyordu ki, delilerin ayakları altındaki yapraklar hışırdadı. Bekçi geri dönüp yine seslendi: – “Kim var orada?” İkinci deli cevap verdi: – “Bir kedi daha.”

APTAL DEĞİLİZ

Adamın biri arabasıyla akıl hastanesinin önünden geçerken arabanın lastiği patlar ve fırlar gider. Adam aracını zorla kontrol eder ve şans eseri zararsızca yolun kenarına çeker. Bagajından stepne lastiği çıkarır fakat onu takmak icin hiç bijonu yoktur. Adamcağız başlar kara kara düşünmeye. Bu sırada akıl hastanesinin parmaklıklarına bir deli tırmanır ve adama seslenir: – “Hişt n’apıyorsun orada?” Adam: – “Ya sorma lastik patladı, yenisini takacağım ama hiç bijonum yok” Deli güler: – “O da dert mi, öbür tekerleklerden al birer bijon, böylece her tekerde 3 bijonun olur istediğin yere güvenle gidersin..” Adam bu akla hayret eder ve deliye sorar: – “Ya sen bunu nasıl düşünebildin be kardeşim, ne biçim delisin sen?” Deli yeniden güler: – “Deliyiz kardeşim de, aptal değiliz..”

HEPSİ ERİYOR

Deli, kahveye girdiğinde soluk soluğaydı. Boş bir masaya oturup ocağa seslendi: – “Bana bir çay!” Çay geldi, şekerleri atıp karıştırdı. Garsondan yine şeker istedi. Onları da atıp karıştırdı, yeniden istedi. Garson: – “Sekiz şeker koydun çaya”, dedi şaşkın şaşkın.. – “Koydum ama, işte görüyorsun, hepsi eriyor..”

YÜZME BİLMİYORUM

Günün birinde delilere yüzmelerini söylemişler. Hava çok sıcakmış. Deliler bunu severek kabul etmişler, ama havuz boşmuş. Atlayan çakılıyormuş. Bütün deliler atlamış, en sona bir deli kalmış. “Bu deli akıllanmış” diye konuşurlarken sormuşlar: – “Sen niye yüzmüyorsun?” – “Ben yüzme bilmiyorum ki..”

BU KATTA DURMUYOR

Kadın doktora gitmiş ve: – “Doktor Bey, kocam kendini asansör sanıyor.” – “Peki hanımefendi eşiniz niye gelmedi sizinle?” – “Getireceğim ama bir türlü bu katta durmuyor ki..”

MISIR TANESİ

Adamın biri karakola müracaat ederek hayatından endişe ettiğini söyler. Komiser: – “Sizi kim tehdit ediyor?” – “Kümes hayvanları.” – “Kümes hayvanları mı? Anlayamadım.” – “Anlayamayacak ne var komiser bey? Görmüyor musunuz ben bir mısır tanesiyim!” Bir akıl hastasıyla karşı karşıya kaldığını anlayan komiser, hemen iki polis çağırarak adamı akıl hastanesine gönderir. Uzun bir tedaviden sonra adamı güç bela mısır tanesi olmadığına ikna ederler ve taburcu ederler. Adam akıl hastanesinden çıkar çıkmaz, tekrar başhekimin karşısına gelir. Rengi sapsarıdır. Başhekim: – “Hayrola neyin var?”





BEKTAŞİ FIKRALARI

23 07 2007

BEKTAŞİ FIKRALARI

ALLAH O ŞİMDİ NE YAPIYOR

Bir gün yolda yaya giden bir bektaşinin önüne bir atlı çıktı: – “Baba” dedi, “bir müşkülüm var. Beni aydınlatır mısın?” Bektaşi yanıt verdi: – Elimden gelen bir şeyse, hay hay oğlum. – Şunu öğrenmek istiyorum: Şu anda Allah ne yapıyor? Sualin münasebetsizliğine içerleyen derviş, hiç belli etmemiş: – Yanıt veririm ama bir şartla, sen o attan in, ben bineyim. – Neden? – Böyle yüksek bir suale yüksekten yanıt vermek gerekir de ondan! Adam attan inmiş, Bektaşi binmiş. Adam: – “Hadi” demiş “söyle bakalım. Allah şimdi ne yapiyor?” Bektaşi: – “Ne yapacak” demiş, “atı senin gibi bir budalanın elinden alıp, benim gibi bir akıllıya veriyor”. Ve çalakamçı uzaklaşmış.

ALLAH’IN KELAMI

Bir mecliste Kuran-ı Kerim’den söz açılmıştı. Kuran’ın eşsizliğinden ve olağanüstü bir eser olduğundan bahsedilirken, odanın bir köşesinde kendi halinde çubuğunu içmekte olan bir Bektaşi söze karışarak: – “Evet, Allahın kelamı cidden eşsizdir. Amma, yazısı biraz karışıktır!” der. Dinleyenlerden biri hayret ve biraz da hiddetle sorar: – “Karışık mıdır, nerden biliyorsun?” Bektaşi acınacak bir tavırla cevap verir: – “Alnımın yazısından!”

NE DÜŞÜNÜYORMUŞ ?

Bir bektaşi, merkebine odun yükleyip şehre gelirken karşıdan tüccar kılıklı iki adam peyda olarak: “Şu zındıkla alay edelim!” diye Bektaşiye yanaşıp selam verince Bektaşi de durur, merkebi de. Tüccarlar işaretle: – Bu eşeğin ne düşünüyor? – Odun taşımaktan yorgun düştü de, artık kasabada ticaret etmeyi düşünüyor!

VIZIR VIZIR

Softalar, Bektaşi’ye, Tanrı’nın büyüklüğünü öğretmeye çalışıp duruyorlar. Anlatıp, anlatıp, sonunda da diyorlar ki: “Tanrı isterse iğne deliğinden deve bile geçirir!” Bektaşi: “Elbette,” diyor. “Nasıl elbette?” diyor softalar. Bektaşi çözüyor düğümü: “Tabii ya! Onun yapamayacağı şey mi var? Canı ister, iğne deliğini büyütür veya canı ister, develeri küçültür, vızır vızır geçirir.”

ÜZÜM SUYU

Sultan Abdülmecid bir gün Boğaziçi’nde büyük bir bağın tam ortasındaki köşkünde oturan bir Bektaşi babasını ziyarete gitmiş. Bektaşi, o gün komşu bağdaki bir arkadaşını ziyarete gitmiş. O dönünceye kadar padişah bağın her tarafını dolaşmış. Bektaşi dönünce karşılıklı konuşmaya başlamışlar. “Erenler bağın maşallah çok büyük. Üzümünü ne yapıyorsun?” “Müritlerle ve canlarla birlikte yeriz Sultanım.” “Buradaki üzüm yemekle biter mi?” “Yemediğimizi de sıkıp fıçılara basar, suyunu içeriz!” “Peki ama, sıkılmış üzüm şarap olmaz mı?” “Vallahi Sultanım, biz üzümü sıkıp fıçılara basarız. Allah ne isterse o olur. Üst tarafına karışmak haddimize mi?”

SİZDE ATIN

Hoca, camide içkinin kötülüğünden bahsediyormuş. Cemaat arasında bulunan Bektaşi’nin fena halde canı sıkılmış. Gitmek üzere kalkayım derken, koynundaki şarap şişesi kayıp yere düşmüş. Baba hiç istifini bozmadan şöyle konuşmuş: – “Kör olasıcayı işte kaldırıp attım. Sizde varsa, tam zamanı! Siz de atın!”

HEPSİNİ ALDATTIM

Müthiş bir fırtına patlamıştı. Yolcuların hepsi perişan durumdaydı. Bunların arasında bir de Bektaşi vardı. Baktılar, Bektaşi, Allah’a yalvarıp yakarmaya başlamış: – “Adını bilmediğim bir evliyaya bir koç adıyorum. Yeter ki fırtına dinsin…” Bektaşi’nin yakarması kaptanın tuhafına gitmişti: – “Hayret! Hiç adını bildiğin bir evliya yok mu?” – “Yok olur mu, elbette var!”, diye cevap verdi Bektaşi. Var da, hepsini birer kez aldattım…”

KENDİSİNDE OLMAYANI

Bektaşi, camide namazdan sonra dua etmiş: – “Ey ulu Tanrım, bana bir rakı parasi ver!” Yanında namazını bitiren softa da, ellerini kaldırmış: – “Rabbim, bana iman ver!” İki duayı da işiten hoca, Bektaşiye: – “Bak, herkes ne istiyor Tanrı’dan, sen rakı parası. Utanmıyor musun?” demiş. Bektaşi usulca: – “Ne yapalım hoca efendi, herkes kendisinde olmayanı ister”, demiş.

BÜYÜK İŞLER

Bektaşinin ticarete atılacağı bir dönemde 1 milyara ihtiyacı vardır. Camiye gider ve başlar dua etmeye: – “Allahım bana 1 milyar ticarete atılacağım…” – “Allahım bana 1 milyar ticaret yapacağım…” Hemen yanındaki dilenci: – “Allahım bana 1 milyon ekmek parası…” Bunu duyan Bektaşi hemen çıkarır 1 milyonu verir ve: – “Şimdi defol git, gözüme gözükme, böyle ufak işlerle Allah`ı meşgul etme… Kör müsün burada büyük işlerle uğraşıyoruz…”

SEN NE İŞE YARADIN ?

Bektaşi ile Hacı Osmanlı, zamanında ramazanda içki içerken yakalanırlar. Kadı yaptıklarının cezasının ne olduğunu bilip bilmediklerini sorar bunlara. Hacı af diler “şeytana uyduk kadı efendi”, der ve Haci’ya idam cezası verir. Bektaşiye sıra gelir ve der ki “Kadı efendi ben gayri-müslümüm, bana oruç farz değildir.” Kadı Bektaşiyi serbest bırakır. Bektaşi kadıya sorar “kadı efendi ben de şehadet getirsem, müslüman olsam, arkadaşımı da bağışlar mısın?” Kadı efendi düşünür “gavuru müslüman yapmanın ona sağlayacağı sevabı hesap eder ve Hacı’yı da affeder. Kadının huzurundan ayrıldıktan sonra hacı şaşırararak Bektaşiye sorar: – “Sen ne biçim adamsin be, bir dinli oluyon bir dinsiz, sende iman yok mu bire münafık?” deyip azarlar. Bektaşi de – “Gavur oldum kendimi, müslüman oldum seni kurtardım be. Peki sen ne işe yaradın?”

AHİRETTE YAŞADIK

Bektaşi, vaaz dinlemeye gitmiş. Hoca vaazında içki içmenin bütün kötülüklerini, zararlarını sayıp dökmüş, hatta içki içenlerin Sırat köprüsünden boyunlarında dünyada içtikleri bütün içki şişeleri asılı olduğu halde geçeceklerini anlatmış. Bektaşi sormuş: – “Hocam, boyna asılan şişeler boş mu olacak dolu mu?” Hoca, incecik köprüden dolu şişelerle geçilirken dengenin kolay sağlanamıyacağını düşünerek: – “Elbette ki dolu olacak”, diye yanıt vermiş. – “Hay ağzını öpeyim Hocam, desene ahirette de yaşadık!” demiş.

1 GÜN EKSİK

İki müslüman sohbet ediyorlarmış. Biri diğerine tüm Ramazan boyunca hasta olduğundan yakınmış ve bu nedenle sadece bir gün niyetlenebildiğini, diğer günler ne yazık ki hastalığından ötürü oruç tutamadığını söylemiş. Bektaşi de aralarında… Bir ara dinleyici konumundaki bektaşiye de sormuş, “Erenler, sen kaç gün oruç tuttun?” – “Ben de rahatsızdım, arkadaştan bir gün eksik tutabildim ancak”

DİLENCİ OLMAZDIN

Dilencinin biri, Bektaşi’ye: – “Bir sadaka ver sana dua edeyim.” Bektaşi on para verdikten sonra dilenciye dönerek: – “Duanı istemem.” Dilenci sorar: – “Neden?” – “Eğer duan kabul olsaydı, sen dilenci olmazdın!”

NİYET

Bektaşi’ye, sahurda sorarlar: – “Oruca nasıl niyet etmeli?” Bektaşi, tıka basa yedikten sonra cevap verir: – “Dayanırsam tutarım, dayanamazsam yutarım diye niyet edip ağzını çalkalamalı.”

SADAKA

Bektaşi’ye dilencinin biri yaklaşarak: – “Allah rızası için bir sadaka.” Bektaşi: – “Allah’ın burada kelli felli kulları var. Onlara uğramadan doğru bize çatmandaki sebep ne?” Dilenci: – “Beyim, sende olsa olsa para var.” Bektaşi güler: – “Aman ne güzel. Bende iman olmadığını sen, para olmadığını da ben biliyorum.”

BİLMEMKİ NE DESEM

Bayramlaşmaya gelen Bektaşi’nin eline bir şeker tutuşturarak onu başından savmaya çalışan konak sahibi, şeker de bedavaya gitmesin diye Bektaşi’ye sorar: – “Erenler gece bir rüya gördüm yorumlar mısın?” – “Anlat bakalım.” Adam anlatmaya başlar: – “Geniş bir düzlükteyim. Harman yeri mi desem, bayram yeri mi? Düzlüğün ortasında bir bina. Han mı desem, hamam mı? Bilmem ki ne desem? Bahçesinde geniş bir su. Havuz mu desem, deniz mi desem. Yarabbim ne desem? Başımın üstünde bir kuş sürüsü. Turna mı desem, karga mı desem?” Bahşiş alamayan Bektaşi’nin tepesi atar: – “Anlaşıldı, anlaşıldı. Senin başın belaya girecek ama, akşam mı desem, sabah mı desem? Bugün mü desem, yarın mı desem? Bir meteliğe kıyamayan teres, bilmem ki daha ne desem?”

ZİNA ALETİ

Kadı, Bektaşiye sorar: – “Rakı şişesi taşımaya utanmıyor musun?” Bektaşi: – “Ben de zina aleti de var kadı efendi de, kullanmadıktan sonra, o suçu işlemiş olmam ki.”

BİR EŞEK BİR ÖKÜZ

İki softa, ramazanda bedava yiyip içeriz diye bir Bektaşi köyüne misafir olurlar. Hoşbeşten sonra, içlerinden biri tuvalete gider. Bektaşi, bu softaları kontrol etmek için odada kalana sorar: – “Senin arkadaşın nasıl bir adam? Bilgisi var mı, yok mu?” O da kendini üstün göstermek için “Bırak şunu, eşeğin tekidir”, cevabını verir. Biraz sonra öteki softaya da aynı soruyu sorar: – “Senin arkadaşın nasıl bir adam? Bilgisi var mı, yok mu?” Bu softa da öteki gibi “Bırak şunu, öküzden farkı yoktur”, cevabını verir. Akşam olunca iftar sofrası kurulur. Fakat tepsinin üzerinde arpa ile samandan başka bir şey göremeyen softalar hayretle sorarlar: – “Bunlar ne erenler?” Bektaşi gülerek cevap verir: – “Biriniz eşek, ötekiniz öküz. Sizin için bunlardan daha iyi azık olur mu?”

TİCARET ETMEYİ DÜŞÜNÜYOR

Bir Bektaşi, merkebine odun yükleyip şehre gelirken karşısına tüccar kılıklı iki adam çıkar: – “Şu zındıkla alay edelim!” diye Bektaşi’ye yanaşıp selam verince, Bektaşi de durur, merkebi de. Tüccarlar işaretle: – “Bu eşeğin ne düşünüyor?” – “Odun taşımaktan yorgun düştü de, artık kasabada ticaret etmeyi düşünüyor!”

UĞURSUZLUK

Avcı Sultan Mehmet bir gün adamlarıyla beraber akşama kadar bir keklik bile vuramaz. Bunun sebebini de, sabahleyin gördüğü bir dervişin uğursuzluğuna bağlar. Solaklara seslenir. Saraydan çıkarken, şu şu tipte, sivri külahlı, sırtı kambur birinin önünden geçtiğini söyler ve hemen bu adamı bulmaları emrini verir. Tarife göre Bektaşi babalarından ayyaş Hamsa Babayı yaka paça huzura getirirler. Sultan: – “Bre uğursuz, nabekar! Bugün sabahleyin karşıma çıktın. Bu yüzden akşama kadar bir ava rastlayamadım. Bu ne uğursuzluktur. Vurun kellesini…” Bektaşi bakar ki kelle elden gidiyor. Son bir dileğini açıklamak için söz alır: – “A devletlim siz beni gördünüz bir keklik vuramadınız. Ama insaf ediniz, benim de bugün ilk gördüğüm sizdiniz ve kellemi kaybediyorum. Söyleyin, uğursuzluk hangimizde!”

BIRAKIYORUM….

Bir gün Bektaşi’nin eşeği kaçar. Peşine düşer. Eşek bir uçurumun ucuna geldiğinde, Bektaşi onun kuyruğundan yakalar. Eşeği yukarı çekmek için gücü yetmemektedir. Bıraksa eşek uçuruma düşecek. Aklına ne kadar evliya adı geldiyse hepsini saymaya başlar. Eşek gitgide elinden kaymaktadır. Bektaşi dayanamayacağı anlar ve sonunda haykırır: – “Ey ulu evliyalar! Eğer geldiyseniz savulun, bırakıyorum kuyruğu.”

FARZI DA BIRAK

Koyu sofu bir adamcağızla Bektaşi, bir başka kenti gitmek üzere bir kervana katıldılar. Sofu, ikindi üzeri namaz kılacağını söyledi. Bektaşi: – “Geç kalırsan kervanı kaçırırsın; onun için sünneti bırak da yalnız farzı kılıver”, diye öğüt verdi. Bektaşi’nin sözüne uydu adam. O gece bir yerde konakladılar. Ertesi sabah sofu, Bektaşi’ye sitem etti: – “Dün bana sünneti kıldırmadın, gece rüyama Peygamber Efendimiz girdi.” Bektaşi adamın sözünü ağzına tıkadı: – “Daha ne istiyorsun! Farzı da bırak rüyana bu kez Tanrı girsin!”

SU KATIYORLAR

Bektaşinin birini ramazanda içki içtiği için yaka paça kadıya götürürler. Çakırkeyif Bektaşi’yi görür görmez kadı: – “Behey kafir! Bu yaşta hala içiyorsun bu zıkkımı. Utanmıyor musun? Bilmiyor musun haram olduğunu?” der. – “Sırtınızdaki ipek kaftan da haramdır…” diye karşılık verir Bektaşi. Kadı: – “Bunun içine pamuk katarlar.” Bektaşi: – “Dünyada doğru adam mı kaldı, şaraba da yarı yarıya su katıyorlar…”





AV VE SPOR FIKRALARI

23 07 2007

AV VE SPOR FIKRALARI

HAKEMLER BİZDE

Bir devrin tüm as ve klas futbolcuları cennette buluşmuş. Cennetin baş meleği de futbol meraklısıymış. Şeytanı çağırtmış: -”Cennetle cehennem arasında bir maç düzenleyelim ne dersin?” -”Boşuna oynamayalım, biz kazanırız”, demiş şeytan. -”Olur mu en iyi futbolcular bizde, ne kadar da kötü futbolcu varsa sizde…” Şeytan şeytanca gülümsemiş: -”Ama bütün hakemler de bizde…”

SENDEN HIZLI KOŞSAM YETER

Bir Amerikalı ile Japon safariye çıkmışlar. Her ikisi de son teknolojik silahları da birbirlerine nazire yapmak için yanlarına almışlar. Derken uzakta bir aslan görünmüş. Amerikalı lazer tüfeğini doğrultmuş ve aslana ateş etmiş. Ama karavana. Hemen Japon uydudan yönlendirmeli tüfeğini doğrultup ateş etmiş. Fakat o da karavana. Aslan bizimkileri farkedince üzerlerine doğru gelmeye başlamış. Amerikalı bir yudum viski içip acı sonu beklemeye başlamış. Japon hemen botlarını çıkarıp spor ayakkabılarını giymeye başlamış. Amerikalı sormuş: -Ne o, aslandan hizlı mı koşacaksın? -Yoo, senden hızlı koşsam yeter.

3 KEZ

Ava çıkmış adam, başına gelenleri anlatıyormuş : -Ormanda ilerlerken, karşıma kocaman bir ayı çıkmaz mı? Çifteyi doğrultacak vakit yok! Silahı bir kenara attığım gibi başladım kaçmaya. Fakat ayı peşimde! Benden hızlı koşuyor. Bir ara ayının sıcacık nefesini ensemde hissettim. O kadar yaklaşmıştı. Derken ayının ayağı kaydı, yere düştü. Fırsat bu fırsat, tabana kuvvet arayı açtım. Ama ayı toparlandı, kalktı, bana yetişti. Yine nefesi ensemde… Pençesini uzatsa omuzumdan yakalayacak. Allahtan tam o sırada yine ayının ayağı kaydı, yere düştü. Talih bana gülüyor! Hızımı arttırabildiğim kadar arttırdım, yeniden arayı beşyüz metre kadar açtım. Tanrı sizi inandırsın arkadaşlar, ayı yine bana yetişti. Yine nefesi ensemde… şansa bakın… ayının tekrar ayağı kayıp yere düşmez mi? Serüveni dinleyenlerden biri dayanamamış: -Sen de çok yürekliymişsin kardeşim! Hayvan bana üç defa nefesi enseme gelecek kadar sokulsa, çok ayıptır söylemesi, ben korkumdan altıma ederim. Avcı dönüp ters ters sözünü kesene bakmış : -Lafı karıştırma yahu! Ayı üç kez neyin üstüne bastı da ayağı kayıp yere düştü sanıyorsun?

DELİKLER

Dört kişilik avcı grubu, tecrübeli avcı Temel’in önderliginde ormanda ilerlemektedirler. Karşılarına küçük bir delik çıkar. Temel: – “Yatın yere, tavşan deliği!” Bütün avcılar yere yatarlar. Gerçekten bir müddet sonra delikten tavşan çıkar. Avcılar hemen vururlar. Tekrar yürümeye başlarlar. Bir süre sonra büyükçe bir delik çıkar karşılarına. Temel: – “Yatın yere, tilki deliği!” Yatarlar. Biraz sonra tilki çıkar. Onu da vururlar. Tekrar yola düşerler. Bu defa daha büyük bir delik çıkar. Temel: – “Yatın yere, ayı ini!” – Yere yatarlar ve çıkan ayıyı vururlar. İyice keyiflenen avcılar yürümeye devam ederler. Kısa bir zaman sonra kocaman bir deliğin başında dururlar. Acemiler hep birden Temel’e bakar. Temel: – “Uşaklar ne çıkacagını bilmiyorum. Ama yatın yere, ne çıkarsa bahtımıza!” Ertesi gün gazetelerde: – “Dört avcı tren altında can verdi…”

BERABERE

Futbol maçı başlamadan önce iki takımdan birinin kaptanı, hakemi bir köşeye çekip: – “Hocam,” der “Sen bizim takımın durumunu bilmezsin… ” – “Bu maçı bize kaybettirecek olursan, bizimkiler seni ne yapar bilir misin?” – “Ne yaparlar?” – “Seni parça parça ederler…” Hakem cevap verdi: – “Anlaşıldı, siz bu oyunda berabere kalacaksınız…” – “Neden?” – “Öteki takımın kaptanı da bana aynı sözleri söyledi de ondan!…”

BİR ASLAN İÇİN

Avcının biri palavra sıkıyormuş.. “Geçen yaz Afrika’da 99 aslan vurdum..” Arkadaşı dayanamamış, “100 de şuna bari” demiş. Avcı da “1 aslan için yalan mı söyliycem sana” demiş.

BOZ KARTAL’IN TADI

Milli Park Polisleri, adamın birini, nesli tükenmekte olduğu için koruma altına alınan bir Boz Kartal’ı kesmiş, pişirip yerken görmüş ve derhal tutuklamışlar… Mahkemede adamın avukatları müthiş bir savunma yapmışlar: “Bu adam ormanda yolunu kaybetmişti. Günlerdir aç olduğu için ya kartalı öldürecekti, ya kendisi ölecekti.” diye… Yargiç bu savunmayı kabul edebileceğini söylemiş. Kararını açıklamadan önce, sanığa dönmüş: – “Son bir şey sormak istiyorum” demiş, “Ben de av meraklısıyım da.. Bu Boz Kartalın tadı nasıl bir şey?” – “Valla efendim!” demiş adam, “Tam olarak Kelaynak ile Mavi Gagalı Puhu Kuşu tatlarının arasında bir şey..!”

3.KADINSIN

Adam balık tutuyor. Bir elinde oltası öbür eli ise bir taşı tutmuş vaziyette havada… Kadın yanına yaklaşıyor ve soruyor: – “Oltayı anladım da, bu taşı neden böyle tutuyorsunuz?” Adam: – “Bir şartla söylerim!” Şartı duyan kadın kızıp gidiyor ama merakını yenemiyor, tekrar dönüp geliyor. “Peki diyor şartını yerine getirelim; ondan sonra söyle bu taşı neden böyle havada tuttuğunu..” Şart yerine geldikten sonra adam taşı neden öyle havada tuttuğunu açıklıyor.. – “Bu oltaya sabahtan beri hiç balık vurmadı. Ama sen bu taşa düşen üçüncü kadınsın.”

VURDUK

Üç istatistikçi ava çıkmışlar. Avda karşılarına bir manda çıkınca, istatistikçilerden biri ateş etmiş ama mermi mandanın beş metre sağından geçmiş… Hemen diğer istatistikçi tüfeğini ateşlemiş, bu sefer de mermi mandanın beş metre solundan geçmiş. Bunu gören üçüncü istatistikçi sevinçle “vurduk, vurduk!” diye bağırmaya başlamış.

ADIN NE İDİ?

Avcılar aralarına yeni katılan acemi avcıyı sınamak isterler ve ellerinde bulunan; av kuşları ile ilgili kitabı çıkartıp bir sayfa açarlar. Bu sayfada bulunan kuşun gövdesini kapatıp bacaklarını acemi avcıya gösterirler, cevap alamayınca diğer resme geçerler… Ondan da cevap alamazlar ve birkaç resimden sonra alaylı biçimde “senin iyi bir avcı olman için daha çok çalışman lazım” deyince, acemi olan avcı mahçup ve üzgün olarak aralarından ayrılırken, diğer arkadaşlardan biri “arkadaşım senin adın neydi?” deyince acemi avcı pantolonunu indirip bacaklarını gösterir





ERZURUM FIKRALARI

23 07 2007

ERZURUM FIKRALAR

HE DİREM

Erzurum’a bilgisayarın daha yeni yeni gelmeye başladığı zamanlara ait bir anıyı Erzurum Kültür Kurumu İlköğretim Okulu’ndan Mansır Bey anlatıyor… Bir işyerine bilgisayar ve stok programı satılır. Teknik servis elemanı bilgisayarı işyerine kurduktan sonra stok programının kullanımı ile ilgili bilgi verir ve ayrılır. Aradan bir iki saat geçer, işyerinden telefon: “Kardeşim sizin anlattıgınız kimi yapirem fegat program düzgün çalışmiir.” Teknik servis elemanı sorar: “Nasıl yapıyorsunuz?” “Senin anlattıgın kimi.” “Hata ne?” “Yazdıgım bilgiler kaydetmeme ragmen saklanmiir.” “İşlem basamaklarını tek tek anlatır mısınız?.” “Tamam” diyor ve başlıyor anlatmaya… “Programı açirem. Malın adı bölümüne adını, adedi bölümüne adedini, birim fiyatını vb. yazirem. Hepsini yazdıhtan sonra senin anlattıgın kimi kayıt bölümüne basirem. Ekrana bir yazı geliir: Kaydetmek ister misiniz? E / H yazısı çıkir. Ben de diyirem Hee…”

ORUÇ NASIL BOZULUR

Birgün Naim Hoca’ya sormuşlar; `denize girersek orucumuz bozulur mu?´ diye. Naim Hoca şöyle cevap vermiş; – Ula uşahlar, Remazanda siz denize girersez orucuz bozulmaz. Amma deniz size girerse orucuz bozilir. Ona göre…

OLA ZEÇİ

Erzurum lisesinde Erzurumlu Öğretmen ,Erzurumlu öğrenciyi sözlü sınavı yapıyor : -Arhadaçi -Buyur hocam neci? -Adın neçi? -Mehmet Zeçi -Numaran neçi? -içiyüz içi -Memleçetin nereçi? -Erzürümün içi -Soriyi bilirmisen peçi? -Hocam sori neçi ? -Erzürümün nüfüsi neçi? -Hocam bilmemçi -Eleyse otur içi -hocam neyettimçi?

SAKO

Bir kış gecesi Emin Hafizin kayınbiraderi çocuklarıyla gezmeye gelir. Gece uzundur, ikram izzet gerekir ama evde hiç bir şey yok! Emin Hafiz, karısına “sen misafirlerle ilgilen” der, hemen asılı olan kaynının “sako”sunu aldığı gibi en yakın kahvede onbeş liraya okutur. Et, meyve, çerez ne lazımsa alır gelir. Karısı da sevinçle pişirir, ikram eder. Yer içerler. Geç vakitte kalkmak isterler. Kayınbirader seslenir: – Baci hele sakomi getir biz gahah. Kadın arar ama sakoyu bulamayınca: – Ağabeg senin sakon var miydi? – Eşşeggızi, zehmeri güni caket gatına mi geldi, der. Birden herkesin jetonu düşer ve hep birden Emin Hafiz’e bakarlar. Emin Hafiz istifini bozmadan: -Gavatın oğli dolmalari üçer üçer yudanda eydi he mi!

SENİ KITLAR

Omuzları tilki kürklü bir hınımefendi Cumhuriyet caddesinde yürürken Dadaşın biri yanına gelip şöyle diyor: – Baci, baci dalıza gudik dırmanir. Hanım kızgın kızgın: – Git işine kardeşim, ne dalı ne gudigi diye dadaşı tersliyor. Dadaş cevap veriyor : – E benene kıtlarsa seni kıtlar!

YUKARI MUMCU

Erzurum’da bir kadınlar toplantısına davetli olan yabancı bir bayan, genç ve güzel bir kadına sormuş: – Cici kızım sen kimlerdensin? – Vallah çimlerden oldugumi bülmirem. Yuhari Mumcunun gızi, Assagi Mumcunun geliniyem.